9 Ekim 2021 Cumartesi

İlk Okuduğum Kişisel Gelişim Kitabı

 Bugüne kadar basılan en etkili 70 iş dünyası kitabını özetleyen James M. Russel’ın sekizinci sırada ismini saydığı kitap bana babamın lise çağımda verdiği, 1936 yılında Dale Carnegie’nin yazdığı "Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı" isimli kitap. Ben sonraları "Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı" ve daha birçoğunu okumuştum. Babam bu kitaplardan çok istifade ettiğini anlatır ve örnekler verirdi; mesela "terbiyeyi terbiyesizden öğrendim" özdeyişi için bana Carnegie’nin başından geçen şu olayı anlatmıştı: O zamanlar mektuplar dikte ettirilir ve sonra sekreterler daktilo eder ve ıslak imzayla tamamlanırdı. Fakat işi çok yoğun büyük adamlar, kontrol ve imzaya vakit bulamadıklarından "dikte edilmiştir, okunmamıştır" notunu yazının altına ilave ederlerdi. Bunu büyük adamlığın gereği sanan genç Carnegie de kendi yazdığı mektuplara aynı notu ilaveyle göndermeye başladığında aldığı cevap, "terbiyesizlikte ancak kendinizi geçiyorsunuz" olmuştu.


Dale Carnegie mümtaz bir şahsiyet. Yazdığı kitap da aslında dünyanın ilk kişisel gelişim kitabı sayılabilir. Konusu kişisel gelişim ama daha çok karşınızdakini ikna ederek dost edinmeye çalışan bir kitap, zira kendisi mahir bir satıcıydı. Daha sonra insanları ikna etme konusunu popüler olarak anlatan birçok kitabın hiçbirinin Carnegie’nin ayarında olmadığını gördüm. Ya da çoğu Carnegie’nin kopyası, ya da genişletilmiş tekrarıydı. Russel soruyor: Warren Buffett ve Charles Manson’un ortak noktası nedir? Bir milyarder yatırımcı ile eli kanlı bir gangsterin ortak noktası ne olabilir? Her ikisinin de favori kitabı Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı imiş..


Dale Carnegie 1888 Missouri Maryville'de fakir bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelmiş. State Teacher's College'de eğitim görmüş. Kolej sonrası ilk işi çiftçilere satış kursu vermek olmuş daha sonra Armour & Company şirketi için satış yapmaya başlamış. Firmanın Güney Omaha bölgesindeki yöneticisi olarak atanmış. 1955 yılında Hodgkins hastalığından ölmüş.


Dale Carnegie insanın karşısındakini ikna etmek konusundaki eksikliğini ilk keşfeden ve ömrünü bunu geliştirmek için harcayan birisidir. Hatta diyebiliriz ki dünyanın satış konusunda ilk kişisel gelişim uzmanıdır.


Carnegie 1930larda, Büyük Krizden hemen sonra New York’ta güzel konuşma dersleri veriyormuş. Bugünün büyük yayıncılarından Simon&Schuster derslerin ilgi çektiğini görünce, çok satacağını düşünerek Carnegie’den ders notlarını kitaplaştırmasını istemiş. Kitap yazma teklifi gelince o güne kadar insan davranışını açıklayan ve başarılı insanların hayat öykülerini anlatan ne kadar kitap varsa okumuş. Hatta onları özetlemek için kendine bir ekip kurmuş. Kitap yayınlanınca kitabevinin görüşünde yanılmadığı görülmüş. Bugüne kadar korsan baskılar dahil kitabın 50milyon kopya sattığı düşünülüyor. Kitap Carnegie’nin ölümünden sonra varisleri tarafından temel içeriğine dokunulmadan güncellenmiş.              


Carnegie kitabına başlarken dost  kazanma ve insanları etkileme sanatında ustalaşmak için önce insanlarla uğraşmanın üç temel ilkesinin öğrenilmesi gerektiğini söylüyor. “Mümkün olduğunda bunları kullanın ve hatta bir arkadaşınızdan, ortağınızdan veya iş arkadaşınızdan bu ilkelerden birini ihlal ettiğinizde size hatırlatmasını isteyin”, diyor. Sürekli pratik yapılmasını öneren yazar, uygulamaların günlük not edilmesini, hangi yöntemin ne durumlarda kullanıldığı konusunda kişinin farkındalık oluşturması gerektiğini söylüyor.


Carnegie’nin Üç Temel İlkesi şunlar:


1.İlke: Eleştirmeyin, Kınamayın ve Şikayet Etmeyin


İnsanları yönetmenin  ilk ve en önemli temel ilkesi nazik  olmaktır. Bunun için insanları eleştirmemeli, kınamamalı, şikayet etmemelisiniz. İnsanları yargılamak ya da küçümsemek yerine neyi neden yaptıklarını anlamaya çalışmalısınız. Bu şekilde destekleyici, hoşgörülü ve kibar olabilirsiniz. İnsanlar böyle  davrananları sever ve olumlu karşılık verirler.


Olumsuz duygularınızı ifade etmekten kaçının, kendinizi kontrol edin. Başkalarını değiştirmek istiyorsanız kendinize odaklanın!


“Bal toplamak istiyorsanız, arı kovanına çomak sokmayın!”


2.İlke: Dürüst ve İçten Takdiri Esirgemeyin


İnsanların ihtiyaçlarını anlayın ve onlara istediklerini verin. İnsanların çeşitli istekleri vardır. En yaygın istekleri sağlık ve güvenlik , yemek, uyku, para ve paranın satın alabileceği ürün ve hizmetler, cinsel doyum, çocuklarla birlikte mutlu olmak ve önemsenme duygusudur.


Diğerleri bir şekilde ve bir miktar yerine getirilse de en önemlisi ve en zoru kendini önemli hissetme arzusudur. Bireyleri son moda giyinmeye, en son model arabaları sürmeye, başarılı olmaya teşvik eden kendini önemli hissetme arzusudur.


Bir kişinin temel karakterini anlamanın yolu, ona kendini önemli hissettiren şeyi neyin tetiklediğini bilmektir. Ancak bunu öğrendikten sonra o kişinin kendisini önemli hissetmesini sağlayabilirsiniz. Tabi bu duygusunu zedeleyecek herhangi bir şey söylemekten veya yapmaktan da kaçınmak gerekir.


Bir personele geri bildirim sunarken, onu motive etmek için eleştiri yerine takdir kullanmak gerekir. Bir kişinin motivasyonunu yok etmekte amirinin eleştirisi çok etkilidir. Onun için kişiyi mümkün olan her şekilde övün ve kusur bulmaya çalışmayın. Ama samimiyetsiz iltifatlardan da kaçının. İnsanlar aptal değildir, samimiyetsizliği anlarlar. Bunun yerine, dürüst ve samimi bir şekilde takdir edin.


“Dalkavuk karşısındaki kişiye hakkında düşündüklerini söyler.”


3.İlke: İstek uyandırın


Diğer insanlar üzerindeki etkinizi artırmak istiyorsanız, neyi başarmak istediklerini keşfedin ve başarmalarına yardımcı olun. Bunu yapmak, onların bakış açısını anlamanıza ve durumu onların bakış açısından da incelemenize yardımcı olur.


“Kendini kanıtlamak insan doğasının en temel ihtiyacıdır.“


Dale Carnegie ikinci bölümde ise şu öğütleri veriyor.


İnsanların Sizden Hoşlanmasını Sağlamanın Altı Yolu:


İlk Kural: Başkalarıyla İçtenlikle İlgilenin


İnsanlar sizi, bir yönetici olarak kuruluşunuzun temsilcisi olarak gördüğünden, samimi ilgi göstererek çalışanlarınızın şirketinize bağlılığını derinleştirebilirsiniz.


İkinci Kural: Gülümseyin!


Gülümsemek önemlidir, çünkü eylemler kelimelerden daha etkilidir ve bir gülümseme insanlara onlardan hoşlandığınızı göstermeye yardımcı olur. Onları görmekten memnun olduğunuzu ve arkadaş olmak istediğinizi gösterir. Tabii ki tüm bunlarda samimi olmalısınız.


Üçüncü Kural: İnsanların isimlerini öğrenin!


Biriyle ilk kez tanıştığınızda, o kişinin adı, ailesi, işi veya ilgi alanları hakkında bilgi edinin. Bu bilgiyi zihninizde bir resim olarak canlandırın. Sonra o kişiyi tekrar gördüğünüzde onu hatırlamamanız mümkün değildir. İsimleri hatırlamak önemlidir, çünkü insanlar isimlerine çok önem verirler. Öyle olmasa bu kadar insan okul, hastane, kütüphane yaptırıp kendi ismini verir miydi. Mesela: Dale Carnegie Institute.


Dördüncü Kural: İyi dinleyin, kendilerini anlatmaya cesaretlensinler!


Sizinle konuşan kişiye özel ilgi göstermek, çevrede başka kimler var, diye bakınmaktan  çok daha önemlidir. Bir müşteri şikayet etmeye gelirse, sadece dikkatle dinlemek o müşterinin öfkesini dağıtmaya yardımcı olabilir. Hatta kişinin şikayetlerini ortadan kaldırabilir.


Beşinci Kural: İlgilendikleri konulardan söz edin.


Başkalarını ilgilendirecek şekilde konuşmak, hobileri ve tutkuları hakkında konuşmak fark yaratır. Theodore Roosevelt bu becerinin ustasıymış. Çok çeşitli konularda bilgili olduğu için . önemli bir devlet adamıyla görüşme yapacağı zaman, o kişinin ilgi alanlarını araştırırmış. Bu alışkanlık, Roosevelt'in dağarcığındaki bilgiler ile insanları şaşırtmasını sağlarmış. Roosevelt, bir insanın kalbine giden yolun, en çok değer verdiği şeyler hakkında konuşmak olduğunu biliyormuş.


Altıncı Kural: Önemli hissetsin!


Başkalarının kendilerini önemli hissetmelerini sağlamak için samimi bir yol bulun. Örneğin, kendinize dürüstçe insanların hangi özelliklerine hayran olabileceğinizi sorun. Psikolog William James, insan doğasındaki en derin tutku, takdir edilme arzusudur, dermiş.


Başkalarını takdir ettiğinizi göstererek, onların kendilerini önemli hissetmelerine yardımcı olursunuz. Ancak, iltifatların samimiyetsiz bir övgü olarak görülmemesi için minnettarlığınızı gösterirken samimi olmanız gerekir.


Dale Carnegie üçüncü bölümde ise “İnsanların Sizinle Fikir Birliğine Varmalarını Nasıl Sağlarsınız” başlığı altında 12 ikna tekniğinden söz ediyor:


Teknik 1: Anlaşmazlıklar sadece diğerlerini savunmaya geçirir ve bir anlaşmazlığı kaybettiğini hisseden bir kişi moralini de kaybeder. Kural şudur: Bir tartışmaya girdiğinizde kazanamazsınız. Kazansanız bile kaybedersiniz. Haklı olsanız bile başkalarının düşüncelerini değiştirmek söz konusu olmaz, haklı olmanız hiçbir şeyi değiştirmez. Bu nedenle, bir tartışmaya girmekten kaçının. Karşıdakinin görüşünü anlayın, anlaşmazlıkları olumlu karşılayın, kendinize hakim olun.


Bir tartışmayı kazanmanın tek yolu ondan kaçınmaktır.


Teknik 2: Diğer insanların fikirlerine saygı gösterin. Dikkatsiz sözler, bakışlar, tonlamalar veya hareketlerle başkalarına onlarla aynı fikirde olmadığınızı düşündürtmeyin. Başkalarının görüşlerine meydan okuduğunuzda, onların fikrini değiştirmesini sağlayamazsınız sadece karşılık vermeye motive edersiniz. Hatta düşman kazanırsınız.


Birine bir şey öğretirken öğretiyor gibi davranmayın, bilmediğini değil, unuttuğunu varsayın.


Teknik 3: Hatalı olduğunuzu kabul edin. Bir hata yaparsanız hemen kabul edin. Böyle bir itirafta bulunmak, özellikle başkalarının sizin yanıldığınızı düşündüğünde faydalıdır. Öz eleştiriye daha kolay tahammül edersiniz. Hatanızı kabul ettiğinizde diğer insanların bağışlayıcı ve destekleyici olma olasılığı daha yüksektir. Aksi. takdirde size karşı daha eleştirel ve kızgın olacaklardır.


Teknik 4: Kızgın olsanız bile, konuşmaya dostane başlayın. Size karşı olumsuzluk hisseden birini kazanamazsınız. Ancak bu hissi yatıştırarak, o kişiyi kendi bakış açınıza getirmeye başlayabilirsiniz.


Teknik 5: Sokrat yöntemini kullanın. Diğer kişinin başlangıçta “evet” demesini sağlayın. İkinizin de hemfikir olduğu konuları konuşarak başlayın. Bir kez "hayır" yanıtı aldığınızda, tartışmacı kişi  tutarlı kalmak istediğinden üstesinden gelmeniz gereken çok sayıda  engelle karşılaşırsınız. Bu nedenle, “evet” dedirtecek sorularla veya anlaşmaya varacak bir ifadeyle başlamak yardımcı olur. Kişi bir kere “”evet” demeyi alışkanlık haline getirdiğinde, daha zor soruları sorabilirsiniz.


Teknik 6: Şikayetlerle uğraşırken, bırakın konuşmayı müşterileriniz yapsın. Söylemek istedikleri her şeyi söylemelerine izin verin. Dinledikçe, onların işleri ve sorunları hakkında daha çok şey öğrenecek ve yardım etmek için daha iyi bir konumda olacaksınız. Açık fikirlilikle sabırla dinleyin, samimi olun ve danışanlarınızın endişelerini ve fikirlerini tam olarak ifade etmeye teşvik edin.


Bırakın karşıdaki daha fazla konuşup, kendini üstün hissetsin.


Teknik 7: İşbirliği amaçlamak önemlidir. Bırakın karşınızdaki kendini fikir üretmekten sorumlu hissetsin. İnsanların kendi önerilerine inandıklarını unutmayın. Bu nedenle önerilerin onlardan gelmesi için özendirin. Siz sadece sorun ve sabırla dinleyin.


Bilge kişi altta kalmayı bilerek seçer.


Teknik 8: Olayları karşınızdakinin bakış açısından görün. Ne istediğini ve neye ihtiyaç duyduğunu daha iyi anlayabilmeniz için kendinizi onun yerine koyun, empati yapın. Bu özellikle birisine bir ürün veya hizmet satmaya çalışıyorsanız işinize yarar. Böylece karşınızdaki kişinin motivasyonunu öğrenebilirsiniz.


Teknik 9: Karşınızdakinin düşüncesine ve isteklerine ilgi ve sempati duyun. Bu şekilde, aynı fikirde olmasanız veya daha farklı bir şey yapacak olsanız bile anladığınızı, empati kurduğunuzu gösterirsiniz. “Seni öyle hissettiğin için hiç suçlamıyorum. Ben de senin yerinde olsam şüphesiz öyle hissederdim." Bu sözler her kilidi açar.


Her insan şiddetle anlayış ve ilgi arzular.


Teknik 10:  İnsanların bir şeyler yapmak için genellikle iki nedeni vardır: Gerçek sebep ve kulağa hoş gelen sebep. İnsanlar özünde idealistirler ve iyi niyetle hareket ettiklerini düşünürler. Onun için olumlu davranarak onları değiştirmekte daha şanslı olursunuz. Onların idealist arzularına seslenin.


Teknik 11: Fikirlerinizi dramatize ederek, öyküleyerek ve canlandırarak anlatın, filmlerde ve televizyonda bu yapılıyor, siz neden yapmayasınız. Fikirlerinizi iletmek için güçlü illüstrasyonlar kullanın. Bu yaklaşım işe yarar çünkü bir gerçeği sadece söylemek yeterli değildir.


Teknik 12: Hiçbir şey işe yaramaz ise karşı çıkın! Bu teknik işe yarar, çünkü başarılı insanlar kendilerini kanıtlama şansını severler. Örneğin, sanayici Charles Schwab bir keresinde gündüz vardiyasında çalışanların kaç parti mal  ürettiğini not etmek için bir değirmenin zeminine büyük bir 6 rakamı çizmiş. Ertesi gün, gece vardiyası çalışanları geldiğinde, daha da iyi performans gösterdiklerini göstermek için yere 7 çizmişler. Bu, gündüz vardiyasında çalışan işçileri daha da fazla çalışma ve işe gittiklerinde yere 10 yazmaları için motive etmişti. Schwab, ne istediğini ifade ederek, çalışanlarını daha üretken ve daha gayretli çalışmaya teşvik etti. Bu taktik, çalışanlarından daha iyi işler istemesinde etkili olmuştur.


Para insanları ne bir araya getirir, ne de bir arada tutar.


“Liderler” diyor Carnagie “insanları incitmeden veya rahatsız  etmeden  motive etmek için aşağıdaki dokuz önemli ilkeyi uygularlar:


Bir kusuru veya endişeyi biriyle tartışmanız gerekiyorsa, içten övgü ve dürüst takdirle başlayın.


Birisi bir hata yaparsa, dolaylı olarak hatalarının farkındalığını artırın.


Başka birini kınamadan önce kendi hatalarınızı tespit edin.


Birine "doğrudan emir" vermek yerine, "Bunun hakkında ne düşünüyorsun?" gibi sorular sorun. Çalışanların kendi fikirlerini önermelerini sağlayın.


Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayın.


En küçük gelişmeyi bile takdir edin, övgülerinizde samimi ve cömert olun.


Karşınızdaki kişiye sahip çıkacağı bir nitelik yakıştırın.


Çalışanları cesaretlendirin ve hatalarını düzeltmelerini kolaylaştırın.


İnsanların istediklerinizi isteyerek yerine getirmelerini sağlayın.


Tüm bunları tekrar hatırlarken babamın telefonlarına kendi cevap verirken açar açmaz "Bendeniz Sabri" deyişini hatırladım. Ben küçükken ön adı bendeniz sanırdım, meğerse buyrun, emrinizdeyim demekmiş. Tabi telefonun diğer ucunda kimin olduğunu bilmeden her açışta bunu söylemek de cesaret işidir. Benzer bir şekilde ben de kimin bana kırgınlığı varsa veya nerede sorun varsa önce onun üzerine gider, hallederim. Hatta bir defasında duyum üzerine Savcı Beyin ziyaretine varıp, buyrun bana soracağınız birşey varsa buradayım, demişliğim vardır.


Bugüne geldiğimizde Carnegie’nin söylediklerinin “beylik” öğütler olduğunu düşünebilirsiniz. Ama hala benzer çok sayıda popüler ikna ve iletişim kitabı var ve çoğu sığ ve Carnegie’yi aşamıyor. Bugün hala “empati yapın, karşıdakinin ilgisini uyandırın, aşırı eleştiriden kaçının, kendinizi eleştirin” kuralları kültüre ve zamana göre dereceleri değişen önemli unsurlardır. İkincisi Carnegie’nin öğütleri gerçek dost kazanmayı değil de insanları manipüle ederek satış yapmaya ya da onları çalıştırmaya ikna ediyor, değil mi. Sanki Carnegie karşıdakinin sadece kendine odaklandığından yola çıkarak biraz dalkavukluk yoluyla amaçlara ulaşmayı öneren bir yol çiziyor. Burada samimiyetten söz ediyorsa da yine de taktiklerin manipülatif olduğuna şüphe yok. Kitabın değeri hala ayrıntılarda yatıyor onu söyleyeyim. Örneğin, emir vermeyin, soru sorun, dinleyin iyi örnekler vererek ikna olmalarını sağlayın, demek bugün hala geçerli olan karşıdakini etkileme şekilleri. Bugün kuşkusuz insan davranışının nasıl değişeceğini anlatan, nasıl daha iyi iletişim kurulacağını, insanların nasıl motive edileceğini ve hep birlikte mutlu mesut yaşanacağını anlatan çok sayıda araştırma ve bunları özetleyen değerli kitaplar var. Ama hala bence Carnegie ilkönce okunacak kitaptır.


Not: Açık kaynak niteliğindeki bu yazı yazar zikredilerek iktibas edilebilir. Telif gerektirmez.


muratulker.com


--


Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı: https://www.kitapyurdu.com/kitap/dost-kazanma-ve-insanlari-etkileme-sanati/57325.html


Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı: https://www.kitapyurdu.com/kitap/soz-soyleme-ve-is-basarma-sanati-roman-boy/144433.html


Kaynak:

https://www.linkedin.com/pulse/ilk-okudu%25C4%259Fum-ki%25C5%259Fisel-geli%25C5%259Fim-kitab%25C4%25B1-murat-%25C3%25BClker/?trackingId=8Zqm8uC%2B89BRHvr94mL0QA%3D%3D


21 Eylül 2021 Salı

Hüsnü Özyeğin'in En Zor Söyleşisi

 Fiba Holding Kurucusu Hüsnü Özyeğin ile Capital olarak  özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Fakat bu kez soruları biz değil, iş insanları sordu… Ortaya sıra dışı bir söyleşi çıktı… 


Erol Bilecik/TÜSİAD: 

Bugün 29 yaşında kolundaki tek altın bileziğiniz eğitimle Türkiye'ye dönüş yapmış olsanız neler değişirdi? 

Hüsnü Özyeğin: 

Yine önce profesyonel hayata başlardım ve sonra girişimci olurdum diye düşünüyorum. Belki daha kısa sürede girişimci olurdum çünkü 50 yıl öncesine göre Türkiye’de ve dünyada çok farklı, çok daha küresel bir ekonomideyiz.  Belki dünyada daha farklı işlere girerdim. Ama genel çizginin çok değişeceğini düşünmüyorum.


Murat Ülker/Yıldız Holding: 

Çok farklı sektörlerde girişimcilik yaptınız. Girişim yaparken olmazsa olmaz kriterleriniz var mı?

Hüsnü Özyeğin: 

Başarı asla bir kişinin sadece kişisel özellikleri ile ilgili değil. Konjonktürle, fırsatlarla, ekiple çok ilgili. Ben bilmediğim sektörlere genelde tek başıma girmiyorum, o sektörü bilen bir ortakla giriyorum. Örneğin madencilikte mesleği bu olan Polyak şirketinin sahibi Muzaffer Polat ile ortağız. O sektörün büyüme potansiyeline bakıyorum ve doğru yöneticiyi bulmaya çalışıyorum.


Süreyya Ciliv/SySTEM Capital: Şimdi üniversiteye gidiyor olsaydınız, hangi bölümü seçer, kendinizi hangi alanlarda geliştirirdiniz?


Hüsnü Özyeğin: Ben inşaat mühendisliği eğitimi sonrasında işletme master’ı yaptım ama her zaman söylerim bugün olsa mutlaka psikoloji de okumak isterim. Çünkü benim esas işim her zaman için insan yönetmek oldu. İnsanları ne kadar iyi anlarsan, ne kadar iyi motive edebilir ve ne kadar doğru değerlendirirsen o denli başarılı olursun.


Erdal Karamercan/Eczacıbaşı Holding: Başarılı bir iş adamı olmanızda ve girişimci ruhunuzda Kayserili olmanızın rolü var mı?


Hüsnü Özyeğin: İzmir doğumluyum ama belki Kayseri ruhu var diyebilirsiniz! Benim dedem de aslında girişimciydi. İzmir Kemeraltı çarşısında yün kemer satarken, bir manifaturacı dükkanından reyon talep etti - bugünlerde havalimanlarında veya büyük mağazalarda korner almak gibi düşünün – ondan sonra o dükkana ortak olup işleri büyüttü. Ben de o dükkanda beş yaşında hanutçuluk yapıyordum. Türk insanında girişimci ruhu var ve Kayserililer bu konuda en iyi örneklerden biri.


Zeynep Bodur/Kale Grubu: Hayatınızda hiç “keşke şöyle anılsam” dediğiniz bir duygu ya da beklentiniz oldu mu?


Hüsnü Özyeğin: “Adam gibi adam” olarak anılsam benim için yeterli, hatta fazla bile...


Murat Gigin/ Tekfen: Bir dönem Romanya’da AVM, gıda perakendeciliği ve bankacılık alanlarında yatırımlarınız vardı. Sonra çekildiniz. Neden böyle bir karar aldınız


Hüsnü Özyeğin: Romanya’dan çekilmedim, tam aksine bankacılık, AVM ve gayrimenkul sektöründe yatırımlarımıza devam ediyoruz. Gıda perakendeciliğinden GİMA’yı satınca ayrılmış olduk. Romanya, grubumuz için önemli bir ülke olmaya devam ediyor.  


Hamdi Akın/Akfen Holding: İş hayatınızın kaçıncı yılında kendinizin ve ailenizin rahat olduğunu hissettiğiniz bir nakit büyüklüğüne ulaştınız? Bir başka deyişle kendiniz için sorumsuzca harcayabileceğiniz paranız hangi tarihte ve yaşta oldu?


Hüsnü Özyeğin: 29 yaşında Türkiye’ye döndüğümde ilk işim Pamukbank'ın yönetim kurulu üyeliğiydi. 13 yıl Pamukbank ve YapıKredi’de genel müdürlük yaptım ve iyi maaşlı bir yöneticiydim. O zaman nakit varlığım fazla değildi ama ailemin ihtiyaçlarını karşılayabilmem ve belli tasarrufları yapabilmem benim için yeterliydi. İlk 5 yıl kirada oturduk sonra iki ev aldık ama o evleri Finansbank’ı kurmak için sattım. Hayatımda hiçbir zaman sorumsuzca para harcamayı düşünmedim.


Gülden Yılmaz/Koton İyi bir iş insanı olmanın ötesinde toplumu çok iyi analiz eden bir lidersiniz. Size göre Türk toplumunun karakteristik özelliği nedir? 


Hüsnü Özyeğin: Türklerin takdir ettiğim hasletleri girişimci ve cesur olmaları, kendilerinden ve toplumdan daha fazlasını beklemeleri ve bunun için çaba göstermeleri. Batılı toplumların bazılarına rehavet çökmüş durumda. Bizde ise tam aksine büyük bir isteklilikle gelişme arzusu gözlemliyorum. Türk insanı bir de dünyanın her yerine gidip çalışma özelliğine sahip, sadece Avrupa’ya değil, Nijerya’da Libya’da, Ukrayna’da her yerde başarılı Türkleri görebiliriz.


Abdullah Kiğılı/Kiğılı: Türkiye’de 370 AVM var, 1-2 yıl içinde sayı 500’e çıkacak. Sizin de AVM’leriniz var. Benim gördüğüm kadarıyla “AVM denizi bitiyor”. Siz iyi bir yatırımcısınız. Bu konuda ne düşünüyorsunuz


Hüsnü Özyeğin: Türkiye AVM konusunda bir doyum noktasına doğru yaklaşıyor ancak göç alan büyükşehirlerde ve kentsel dönüşüm alanlarında yeni AVM yatırım fırsatları olabilir.


Hanzade Doğan Boyner/Hepsiburada: İş dünyası çok ciddi bir dijital dönüşüm çabasında… Siz bu dijital dönüşümde tam olarak neredesiniz? Yeterince güncel olduğunuzu ve teknolojinin fırsatlarından faydalandığınızı düşünüyor musunuz?


Hüsnü Özyeğin: Maalesef bu aslında hayıflandığım konuların başında geliyor. Çok iyi bir teknoloji kullanıcısı değilim. En fazla faydalandığım teknoloji aleti cep telefonu diyebilirim. Gençler bu açıdan çok daha donanımlı, daha becerikli, bilgi kaynaklarının büyük kısmı ellerinin altında. Yöneticilerimiz işlerimizde teknolojiyi ve dijital fırsatları daha iyi değerlendiriyor. Örneğin perakende şirketlerimizde e –ticaret oldukça başarılı oldu. Fibabanka ise az şubeli bir banka fakat dijital bankacılıkta yenilikler yaparak daha fazla müşteriye ulaşma vizyonu var.


Nihat Özdemir/Limak: Bugün baktığınızda “Keşke bu yatırımı yapsaydım” dediğiniz en büyük pişmanlığınız nedir?


Hüsnü Özyeğin: Pişmanlık değil ama kaçırdığım en büyük fırsat Turkcell yatırımı.  Askerlik arkadaşım Murat Vargı, Turkcell projesiyle bana geldi ve ortak olmamı teklif etti. Ben o zaman Finansbank’ı yeni kurmuştum ve var gücümle bankayı ayağa kaldırmaya çalışıyordum. Murat Vargı’yı “Ben girmeyeyim ama seni eski patronuma yollayayım” dedim ve Mehmet Emin Karamehmet’e yönlendirdim. Turkcell dev bir şirket oldu. 


Nevzat Aydın/Yemeksepeti: Kağıt üzerinde normalde alınmayacak bir kişiyi, eğitimine bakmadan işe aldığınız oldu mu?


Hüsnü Özyeğin: Öyle bir şey hiç yapmadım. Ancak Pamukbank’ta çalıştığım dönemde bankacılar üniversite mezunu değildi. Ortaokul mezunu çalışanlarımız bile vardı. Soruyla çok bağlantılı değil ancak bana göre çok komik bir anekdot olduğu için anlatmak istiyorum. Pamukbank Genel Müdür Yardımcısı olarak Vural Akışık’ı işe aldığım zaman kendisine, “Ben Pamukbank Yönetim Kurulu Üyesi olarak işe başladım. Sen daha aşağı kademelerden başla, bankacılığın biraz A’sını B’sini öğren” dedim. Vural’ı Aksaray şubesine yolladım. Vural. ODTÜ Matematik Bölümü mezunuydu, ABD’de Berkeley Üniversitesi’nde doktora yapmıştı. Tabii ortaokul mezunu bir müdürün altında memur olarak 2,5 ay gibi bir süre çalıştı. Vural’ın bir arabası vardı. Müdürün şahsi arabası olmadığı için arabayı bankanın yanına park etmemek için 3-4 kilometre ileriye park ederdi.


Kaynak:

https://www.capital.com.tr/fotogaleri/tum-foto-galeriler/husnu-ozyeginin-en-zor-soylesisi