25 Ocak 2021 Pazartesi

Yüksel Yıldırım - Risk mühendisliği yapıyorum

 Liman işletmeciliğinden madenciliğe, enerjiden kimyaya pek çok sektörde faaliyet gösteren Yıldırım Holding’in İcra Kurulu Başkanı Yüksel Yıldırım, KPMG Gündem’in sayfalarına konuk oldu. Yıldırım, neredeyse 40 yıldır durmak bilmeden devam eden zirve yolculuğundaki ana durakları, iş hayatındaki dönüm noktalarını anlattı. Yıldırım, “Başarının sırrı risk almak kadar o riski yönetebilme yeteneğinde saklı” diyor. Çünkü riski yönetmek de bir mühendislik gerektiriyor.


Kendinizi biraz anlatır mısınız? Nasıl bir aile, nasıl bir çocukluk, nasıl bir eğitim? 


1961 yılında Sivas’ta doğdum. 2,5 yaşındayken Samsun’a taşındık, ben Samsun’da büyüdüm. 5 yaşındayken trafik kazası geçirdim, ölümden döndüm. Çocuklarla sokakta oynarken bana araba çarptı. Öldü diye hastaneye götürmüşler, kurtuldum. Okula erken gitmek istedim, yaşım küçük diye almadılar. Adım İsmail’di, hızlı bir şekilde yaşımı büyütmenin yolunu buluyorlar. Dayım nüfus dairesinden birini arıyor. ‘Hiç uğraşma, bunu öldü yapalım, İsmail öldü ve geç kayıtlı Yüksel diye bir çocuk doğdu gibi kayıt yapalım’ diyorlar ona. Böylece 1967 yılında 01.01.1960 tarihli nüfus kağıdı veriyorlar ve adım da Yüksel oluyor. İlkokula kadar İsmail, ilkokuldan sonra Yüksel oldum yani. 


İlkokul, ortaokul ve liseyi Samsun’da okudum. Ders çalışarak, sokakta oynayarak ve babamın işlerine yardım ederek vakit geçirdim. Sonra İTÜ’yü kazandım, Makine Fakültesi’ne gittim. 1978 girişliyim, 1983’te mezun oldum ve Eylül’de ABD’ye gittim. Hem İngilizce öğrenmeyi hem de 2 sene yüksek lisans yapmayı istedim. Ama ben 10 sene kaldım. Okumayı sevdim, sonra doktoraya başladım. Baktım aile baskısı var. Doktorayı bıraktım ve 5 yıl mühendis olarak çalıştım. Çünkü Türkiye’ye döndüğümde ne yapacağımı bilmiyordum ama mühendislik yapamayacağımı biliyordum. Mayıs 1993’te tekrar Samsun’a döndüm ve 1997’ye kadar Samsun’da kaldım. 1997’de İstanbul’a taşındım. 22 senedir de İstanbul’dayım. 


Yurt dışındaki eğitim size ne kazandırdı? Hangi kelimeyle ifade edersiniz? 


Tek kelimeyle ‘çok’. Ben İTÜ’de 1980 döneminde okudum. 80 ihtilali oldu, yapı değişti Türkiye’de. Biz bilgisayarı görmeden üniversiteden mezun olduk. Ben ABD’de bilgisayarla tanıştım. Bilgisayarı, teknolojiyi, ders çalışmayı ABD’de öğrendim. Üniversitede bakış açısını öğrendim. Türkiye’de sorular hep ‘nedir’ diye sorulur. Ama ABD’de ‘niçin, nasıl’ diye sorulur. Bir şeyi öğrenirken bunu niçin yapmak gerekiyor, neden öğrenmek gerekiyor ve nasıl kullanmak gerekiyor. Bunlar önemli, bakış açısını kazandım. ABD’de üniversite ve sanayi arasında bir köprü var. Hoca, endüstride çalışmasa da araştırma, proje yapıyor. Bu yüzden direkt veya dolaylı olarak sanayiyle berabersiniz. Onun için ABD’de bakış açısının ne kadar geniş olduğunu gördüm. Öğrencilik dönemimde aldığım bazı dersler benim hayatımda çok önemli. Mesela, mekatronik dersi aldım, makineyle elektroniğin karışımı. ‘Manufacturing’de otomasyonların yapım şekillerini ve programlanmasını öğrendim. Aslında karar verme mekanizmasını öğreniyorsunuz. Robotik öğrendim, bütün hayatı matris üzerine kurmayı öğrendim. Programlamayı çok iyi öğrendim. Düşünce tarzı öğretiyorlar. Sonuca ulaşacaksınız ama nasıl? Sorular sorarak evet ve hayırlarla gideceğiniz hedefe varıyorsunuz. Bunların hepsini iş hayatımda uyguladım. ‘Çok’ dediğim şey bu işte. Başarımın arkasındaki sır bu bence. 


Başarının sırrı risk almak kadar o riski yönetebilme yeteneğinde saklı. Çünkü riski yönetmek de bir mühendislik gerektiriyor.


Yüksel Yıldırım

Yıldırım Holding

İcra Kurulu Başkanı


‘Risk’i nasıl tanımlarsınız? Risk almakla ilgili hayat tecrübelerinizden kalan tavsiyeler var mı? 

Klasik olacak ama Çincede risk ve fırsat aynı kelime… Ben de aslında öyle görüyorum. Bu şirket hep kriz dönemlerinde büyüdü. Aldığımız riskleri yönetip fırsata çevirme yeteneğimiz var. Risk alıyorsam bir fırsat da görüyorum. Basit kararlardan bahsetmiyorum çünkü bisiklet sürmek bile risk… Her an bir şey olabilir. Ama sen onu bir ihtiyaç için yapıyorsun ve o riski kontrol ediyorsun. İşin özü bu bence. Sağa sola, önüne arkana bakıyorsun… İş dünyası da böyle. Ben hep geçmişle ilgilenirsem ileriye gidemem. Çok hızlı büyüyen bir grubum. Farklı şeylere odaklanacağıma hep koyduğum hedefe nasıl ulaşırım, bir sonraki hedef ne olmalı, bunu nasıl yapılandırayım, bir başarı hikâyesi nasıl çıkarırım diye hep önüme baktım. Problem çözme yeteneğiniz yüksekse, analitikseniz, pazarı iyi okuyabiliyorsunuz, geçmişe değil geleceğe bakıyorsanız, başarılı olmamanız imkansız. 


ABD’de öğrendiğim karar alma mekanizması bana hayatta çok yardımcı oluyor. İş hayatında en kötü şey kararsız olmak. Ben risk almayı seviyor muyum? Evet, seviyorum ama körü körüne değil. Ölçerek, biçerek yani mühendislik yapıyorum. 


Risk dediniz, karar alma dediniz, geleceği okuma dediniz… Kömür ticaretinden liman işletmeciliğine geçiş nasıl oldu? Nasıl karar aldınız? 


Benim için çok basit ama dışarıdan bakanlar için garip geliyor. Bir kere kömür bir ithalat işiydi. Rusya’da kömür limana geliyor, limandan gemiye yükleniyor, gemi Karadeniz’e geçiyor, Türkiye’de limana geliyor, o limanda boşalıyor. Sonuçta ‘limandan limana’ bir iş var. Bizim kargomuz geldiğinde limanlara gidiyorduk. Ben ABD’de Mitsui grubunda çalışırken vinç dizayn ettim, patent aldım. Kaliforniya’da yaşarken limanlara gidip liman operatörlerinin vinçlerine servis veriyorduk. Devasa limanlar… Orada görüyorsun. Gemiler, makineler işliyor, kapı hareketleri… “Ben olsam şunu yapardım, bunu yapardım” diyorum ama param yok. 10 yılda yeterince para kazandım iş hayatımda. 2003’te hükümet Türkiye’de özelleştirmelere hız verdi. O zaman biz Trabzon limanına talip olduk, kazandık ama iptal edildi. Sonra STFA Holding aracı vasıtasıyla bana ulaştı. Limanlarını satıyorlardı. Gebze’de eski bir tersaneydi. Ufacık bir limanla işe başladım. Sonra yanındaki limanı aldım. İkisini birleştirip konteyner limanı yapacağım, dedim. Kimse inanmadı. Çünkü o gün Asya bölgesinde konteyner limanı yoktu Haydarpaşa’dan başka. Ben bir ilki yaptım. Sonra müşterileri getirdim, yaptığım servis derken işler büyüdü. Yani kömürcü biri aslında limancılığa geçmedi. Ben girişimci olarak limancılığı seçtim. Kadere ve şansa inanırım. STFA Holding bana gelmese, ben paramı başka bir yere harcayacaktım, liman almayacaktım. Ama o gün sevdiğim bir işe para koyduğum ve oradan nasıl para kazanacağımı bildiğim için geçen sene dünya 12’ncisi olduk. Böyle bir başarı hikâyesi yazmak kolay değil. 


Lloyd’s List her sene ‘En Güçlü 100 İnsan’ı seçiyor dünyada. Orada 9 senedir peş peşe listeye girdim. Tek Türk’üm. Bu sene ilk defa Şadan Kaptanoğlu girdi kadın olarak. Limancılıkta beni dünyanın 7’ncisi seçtiler, en güçlü 7’nci adamım konteyner terminal işletmeciliğinde. Bunlar kendiliğinden olmuyor. 


Madencilik sektöründe neler yapıyorsunuz? Ne görüyorsunuz, eksik ya da yararlı bulduğunuz neler var? 


Madencilik deyince sektörün çok geniş bir kapsamı var. Madeni alıyorsun, ya yer altı madeni ya da açık ocak diye işletiyorsun. Bu madenciliğin altındaki kırılımlar, mineraller. Altın madenciliği yaparken farklı, gümüş-altın benziyor, kömür farklı, demir cevheri farklı, bakır farklı, krom… O madeni çıkarıyorsun ama sonra o katma değeri yaratabiliyor musun? İşlemden geçirip o katma değeri yaratırsan, ham satacağına bir türev üstünü yapıp satmak, orada bir değer yaratıp satmak daha farklı. Türkiye’de biz onu yapıyoruz. Entegre yapılanma yok Türkiye’de. Madencilik deyince ilk akla gelen Avustralya ve Kanada… 


Yıldırım Holding olarak hangi sektörlerde faaliyettesiniz? Kaç ülkedesiniz, toplam istihdam nedir? 

İstihdam her sene artarak 14 bine yaklaştı. Birkaç sene önce 11 sektördeydik. Sonra bunu konsolide ettik şu an 9, yakında 8 olacak. Bazılarını birleştiriyoruz grup içinde. Şu anda 51 ülkedeyiz. Portekiz’de, Mozambik’te, Angola’da ofislerimiz var. Çin’de güneş doğarken Peru’da akşam oluyor. Güneş hiçbir zaman üstümüze batmıyor. Böyle büyük bir coğrafyada çalışıyoruz. Bir sürü farklı kurla çalışıyoruz sonuçta. Burası aile şirketi gibi görünüyor ama kurumsal bir yapı. Bütün iş profesyonellerle yürüyor, iyi de gidiyor.


Stratejik sektörlere yatırım yapıyorsunuz. Büyük krizleri atlattınız. Dünyanın en büyük uluslararası konteyner operatörleri arasındasınız. Küresel oyuncu olmak size heyecan veriyor. Bunun bir bedeli var mı? Nelerden vazgeçtiniz şimdiye kadar? 


En zorlandığım konu bu aslında. Küresel olmayı seviyorum gerçekten. Ama sosyalleşmede geriledim bu yüzden. Arkadaşlarımla çok fazla vakit geçiremiyorum, onlardan çaldığım zamanı işe koydum. Dengeleyebilmek en iyisi ama ben dengeyi çoktan kaçırdım. Çok çalışıyorum, iş olmasa da kendime iş yaratıyorum. Oturuyorum sektörle ilgili okuyorum, finans dünyasına bakıyorum. 


Aylar, yıllar çok hızlı geçiyor. Kaçırdıklarınızı yaşamak için zamanı geri alamıyorsunuz maalesef. ‘Keşke’ler var tabii ama beni mutlu eden şey bugün yaklaşık 14 bin çalışanım var. Aileleriyle birlikte düşünürseniz 40-50 bin kişi... Dolaylı istihdamı da kattığınızda neredeyse 100 bin kişiye destek oluyor bu şirket. 


Yeni yatırım planları var mı? 


Yeni bir sektöre girmeyi pek düşünmüyoruz artık. Sektör sayısını 8’e düşüreceğiz dedim ya belki ileride 5-6 olur. Küresel rekabet çok güçlü. Ama dikey büyümeyi devam ettireceğiz. Odaklandığımız alanlarda rakip ya da bize sinerji katacak firmaları satın almayı ve onları entegre etmeyi hedefliyoruz. O zaman güçlü büyüyeceğiz. 22 limanımız var şu anda, bu bize güç veriyor. Ne kadar güçlü olursanız iş yapıp karşılığını alabiliyorsunuz. Odaklandığımız 5 sektör var, buralarda büyümeyi planlıyoruz; metal ve madencilik, limancılık, denizcilik ve lojistik, gübre ve enerji… Liman ve metal-maden lokomotif sektörlerimiz, ondan sonra gübre ve denizcilik ya da enerji diye kendi içinde kırılıma giriliyor. Bu 5 sektörün etrafında kalacağız ama bunların yanında da finansal yatırımcı olacağız. Hedef, endüstriyel ve finansal yatırımcılık. Bu ikisini birleştirip yeni bir iş kurmak.




Kaynak:

https://home.kpmg/tr/tr/home/gorusler/2020/04/risk-muhendisligi-yapiyorum.html


--

29.04.2016

Doğumda İSMAİL okulda YÜKSEL ‘iş’te ROBERT

Sivas’ta İsmail ismiyle doğan, Samsun’da Yüksel ismiyle büyüyen, ABD’de Robert ismiyle iş hayatına atılan Yüksel Yıldırım, bugün dünyanın en büyük 20 konteyner operatöründen, limancılıkta ise dünyanın en vizyoner 10 kişisinden biri olarak gösteriliyor. Yıldırım, Batista’nın Kolombiya’daki madenleri ve Amerika’nın en büyük liman operatörünün peşinde.
1.3 milyar dolarlık konsolide global cirosunu 2016 yılında 1.5 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen Yıldırım Holding son dönemin en dikkat çeken, en hızlı büyüyen şirketlerinden biri. Madencilik, liman, denizcilik, enerji, girişim sermayesi, gemi inşa, gayrimenkul geliştirme alanlarında faaliyet gösteren Yıldırım Holding’in beyni ise Yüksel Yıldırım. Son 10 yılda 7 ülkede 20 liman ve terminaline sahip olan YILPORT’u bünyesinde bulunduran Yıldırım Holding’in sahibi Yüksel Yıldırım, Sivas’ta İsmail Yıldırım olarak dünyaya gözünü açtığı günlerden bugüne gelen öyküsünü Hürriyet’e anlattı. İsmail, Yüksel ve Robert… Bu başarı öyküsünün mimarı olan kişinin belki de hayatında yaşadığı dönüşümlerin de simgeleri…Sivas’ta doğan, Samsun’da büyüyen, Amerika’da okuyan ve Türkiye’ye döndüğünde ‘kömürcülük’ yapan Yüksel Yıldırım, artık dünyanın en büyük 20 konteyner operatöründen biri ve limancılıkta dünyanın en vizyoner 10 kişisinden biri olarak gösteriliyor.


Sivas’ta doğmuşsunuz. Nasıl bir çocuktunuz? Nasıl bir ailede, ne koşullarda büyüdünüz? Herkes sizi merak ediyor…


- 1961 Sivas doğumluyum. 3 yaşındayken Samsun’a yerleşmişiz. 3 erkek kardeşiz. Erken okudum. Annem ev hanımı, babam esnaftı. Benim çocukluğum dersle ve futbolla geçti. Okumayı ve yazmayı 5-5.5 yaşında öğrendim. Okula erken gitmek istedim. Ailem de istedi ama okula yaşım tutmadığı için almadılar. Babam da Sivas’tan yeni bir nüfus kaydı aldırdı. O zamana kadar adım İsmail Yıldırım’dı. İlkokula başladığım gün doğum tarihim 01.01.1960 olarak yazılmış, adım da Yüksel Yıldırım olmuştu.


O yaşta bir çocuk isminin değişmesine tepki göstermez mi? Hemen herkes size İsmail yerine Yüksel mi dedi?


- Çok ağladım bunu öğrendiğimde. Ama okumak istiyordum. Sonra alıştım. İlk ilkokul öğretmenin bana Yüksel dedi, sonra da herkes…Şimdi düşünüyorum da adım “yüksel” olmalıymış, çünkü hayatımda hep bir adım ileriye gittim. Bu arada aslında hayatımı çok etkileyen bir şey daha oldu. 5 yaşında çok korkunç bir trafik kazası geçirdim, her yerim kırıldı, kafam dağıldı. Öldü diye hastaneye kaldırılmışım. İyileşmem uzun sürdü. Belki de o dönemden sonra yeni bir hayat yeni bir isimle geldi...


BAHÇİVANLIK YAPTIM


Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur!


- Aynen. Benim yaşam öyküm de bunu gösteriyor. İnsanların önüne kapılar açılır, o kapının açıldığını görmek ve değerlendirmek insana kalmış...


Samsun’da mı okudunuz?

- Lise sona kadar Samsun’daydım. Çok yetersiz şartlarda büyüdüm, oradan çıkıp dünya çapında işler yapar hale geldim.


Amerika’ya gidişiniz mi hayatınızı değiştirdi?


- Öncesinde de İTÜ Makine Mühendisliği’nde okudum. Dil öğrenmek istiyordum. Tezimi güneş enerjisi üzerine hazırlamıştım. Amerika’ya gittim. Soğuğu sevmem diye California’ya gitmemi önermişti hocalarım. San Francisco’da eğitime başladım. Parasızdım. Bahçivanlık filan da yapıyordum. Eğitim için daha sonra Oregon State University’ye gittim 2 yıl sonra. Silikon Vadisi’nde Türk abilerle tanıştım. Bana güneş enerjisinin gerilerde kaldığını anlattılar. İleri teknoloji ile ilgili öğütler alınca etkilendim ve robotiks üzerine başvurular yapmaya başladım. 1983’ten 1985’e kadar dil, sonra da 1985’te de master’a başladım. Amerika’da ders çalışmayı öğrendim. Zor ama verimli yıllardı.


JAPON ŞİRKETE AMERİKAN İSİM


Nerede çalıştınız Amerika’da?


- Doktora yaparken iş başvuruları yaptım. Cv’mi gönderdim, hiç yanıt gelmedi. Çinli ve Hintli arkadaşlar bana yol gösterdi. Vatandaş değildim, oturma iznim yok, esas sorun bu. Çinliler ön isimlerini değiştirdiklerini söylediler. “İsim değiştirince adamlar bizi Çinli Amerikalı sanıyor, bizim avukatlar da şirketlere yol gösteriyor” dediler. Ben de denedim. Silikon Vadisi’ndeki şirketlerin kurucu listesini önüme alıp isim seçtim. En çok Robert ismi vardı. CV’mi Robert Yüksel Yıldırım olarak gönderince mülakat teklifleri geldi. PACECO adlı bir Japon firmasında çalışmaya başladım. Ama korkuyordum, o dönemde yine birileri akıl verdi, kirada oturuyordum, elektrik faturalarının önüne Robert eklettim. Çünkü çalışma iznim yoktu. 3 ay sonra “sana sigorta yatırmak istiyoruz, geri dönüyor” dediler. “1 yıllık staj yapar gibi çalışma sürem var” diyerek onları ikna ettim, avukatlar tuttum. Zor günler geçirdim ama çalışmaya devam ettim. Yaptığım bir vinç için patent alındı. 3 yıl vinç tasarımı üzerine çalışmıştım. O dönemde limancılık işi aklıma girmişti. Yılda 39 bin dolar maaş alıyordum.


Türkiye’ye dönmeyi hiç düşünmediniz mi?


- Ailem “geri dön” diyordu, hem de askerlik vardı. Askerlik için döndüm. Amerika’dan sonra Samsun bana iyice köy gibi gelmişti. Babam ve abilerim esnaftı, küçük çaplı işler yapıyorlardı. Türkiye’ye döndüğümde kömür sıkıntısı vardı. Babam o işle ilgileniyordu. Biraz işe baktım, araştırdım. Yıl 1993. Rusya’dan 10 bin ton kömür aldım ve bir ayda 50 bin dolar kazandım.


Bu arada Amerika’da bir aile hayatınız olmuş muydu?


- Evet bir çocuğum da vardı. Eşim Türkiye’ye gelmek istememişti ama gelince baktı kalıyoruz ikinci çocuğu da yaptık. Kömür işi hızla büyüdü. Ben neredeyse her ay Rusya’daydım. Bazen Sibirya’da 1 ay kalıyordum.


KRİZDE 500 MİLYON DOLAR NAKİT PARAM VARDI

2008’de İsveç’te ilk yatırımınızı yapmışsınız…

- 2001’de Türkiye krizinde özelleştirmeleri iyi değerlendirmiştim, 2008’de de dünyada kriz vardı, dünyaya baktım. Elimde 500 milyon dolar vardı, limanın da ikinci fazını yapamıyordum. Eti Krom ile biz küçük oyuncuyduk. Çok rakip vardı, 2007 yılında İsviç’teki rakip fabrikayı gezdim, görüşmeler gizli yürüdü ve 2008 Şubat’ta biz onları aldık. Orayı almak bizi Avrupa ligine soktu. Ben orada ilk kez işçi sendikalarıyla masaya oturdum, yönetimde onlar da vardı. O dönem için bizim alanımızda Godiva gibi bir işti. Şirketimiz Avrupa’da duyuldu. 2010 yılında dünya denizcilik dünyasının o yılki en önemli işlerinden birini yaptım. Fransız denizcilik devi CMA’ın yüzde 20’sine 500 milyon dolar ödedim. “Adamda sokağa atacak ne kadar çok para varmış” dediler benim için. Şimdilerde ne kadar vizyoner olduğumu söylüyorlar. Son olarak da TERTIR liman işletmeciliği şirketini aldık. 7’si Portekiz’de, 2’si İspanya’da, 1’i de Peru’da 10 limanı var, hepsi bizim oldu. Ben bu planı 2 yıl önce yapmıştım. 10 yıl içinde 10 liman alacaktım. Her 2 yılda 2 liman derken, bu fırsat karşımıza çıktı.335 milyon Euro’ya aldık. Limancılıkta 10 yılda Türkiye’nin en büyük liman işletmecisi oldum. 7 ülkede 20 liman ve terminalimiz var.


1.3 milyar dolarlık konsolide global cirosunu 2016 yılında 1.5 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen Yıldırım Holding son dönemin en dikkat çeken, en hızlı büyüyen şirketlerinden biri. Madencilik, liman, denizcilik, enerji, girişim sermayesi, gemi inşa, gayrimenkul geliştirme alanlarında faaliyet gösteren Yıldırım Holding’in beyni ise Yüksel Yıldırım. Son 10 yılda 7 ülkede 20 liman ve terminaline sahip olan YILPORT’u bünyesinde bulunduran Yıldırım Holding’in sahibi Yüksel Yıldırım, Sivas’ta İsmail Yıldırım olarak dünyaya gözünü açtığı günlerden bugüne gelen öyküsünü Hürriyet’e anlattı. İsmail, Yüksel ve Robert… Bu başarı öyküsünün mimarı olan kişinin belki de hayatında yaşadığı dönüşümlerin de simgeleri…Sivas’ta doğan, Samsun’da büyüyen, Amerika’da okuyan ve Türkiye’ye döndüğünde ‘kömürcülük’ yapan Yüksel Yıldırım, artık dünyanın en büyük 20 konteyner operatöründen biri ve limancılıkta dünyanın en vizyoner 10 kişisinden biri olarak gösteriliyor.


Sivas’ta doğmuşsunuz. Nasıl bir çocuktunuz? Nasıl bir ailede, ne koşullarda büyüdünüz? Herkes sizi merak ediyor…


- 1961 Sivas doğumluyum. 3 yaşındayken Samsun’a yerleşmişiz. 3 erkek kardeşiz. Erken okudum. Annem ev hanımı, babam esnaftı. Benim çocukluğum dersle ve futbolla geçti. Okumayı ve yazmayı 5-5.5 yaşında öğrendim. Okula erken gitmek istedim. Ailem de istedi ama okula yaşım tutmadığı için almadılar. Babam da Sivas’tan yeni bir nüfus kaydı aldırdı. O zamana kadar adım İsmail Yıldırım’dı. İlkokula başladığım gün doğum tarihim 01.01.1960 olarak yazılmış, adım da Yüksel Yıldırım olmuştu.


O yaşta bir çocuk isminin değişmesine tepki göstermez mi? Hemen herkes size İsmail yerine Yüksel mi dedi?


- Çok ağladım bunu öğrendiğimde. Ama okumak istiyordum. Sonra alıştım. İlk ilkokul öğretmenin bana Yüksel dedi, sonra da herkes…Şimdi düşünüyorum da adım “yüksel” olmalıymış, çünkü hayatımda hep bir adım ileriye gittim. Bu arada aslında hayatımı çok etkileyen bir şey daha oldu. 5 yaşında çok korkunç bir trafik kazası geçirdim, her yerim kırıldı, kafam dağıldı. Öldü diye hastaneye kaldırılmışım. İyileşmem uzun sürdü. Belki de o dönemden sonra yeni bir hayat yeni bir isimle geldi...


BAHÇİVANLIK YAPTIM


Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur!


- Aynen. Benim yaşam öyküm de bunu gösteriyor. İnsanların önüne kapılar açılır, o kapının açıldığını görmek ve değerlendirmek insana kalmış...


Samsun’da mı okudunuz?

- Lise sona kadar Samsun’daydım. Çok yetersiz şartlarda büyüdüm, oradan çıkıp dünya çapında işler yapar hale geldim.


Amerika’ya gidişiniz mi hayatınızı değiştirdi?


- Öncesinde de İTÜ Makine Mühendisliği’nde okudum. Dil öğrenmek istiyordum. Tezimi güneş enerjisi üzerine hazırlamıştım. Amerika’ya gittim. Soğuğu sevmem diye California’ya gitmemi önermişti hocalarım. San Francisco’da eğitime başladım. Parasızdım. Bahçivanlık filan da yapıyordum. Eğitim için daha sonra Oregon State University’ye gittim 2 yıl sonra. Silikon Vadisi’nde Türk abilerle tanıştım. Bana güneş enerjisinin gerilerde kaldığını anlattılar. İleri teknoloji ile ilgili öğütler alınca etkilendim ve robotiks üzerine başvurular yapmaya başladım. 1983’ten 1985’e kadar dil, sonra da 1985’te de master’a başladım. Amerika’da ders çalışmayı öğrendim. Zor ama verimli yıllardı.


JAPON ŞİRKETE AMERİKAN İSİM


Nerede çalıştınız Amerika’da?


- Doktora yaparken iş başvuruları yaptım. Cv’mi gönderdim, hiç yanıt gelmedi. Çinli ve Hintli arkadaşlar bana yol gösterdi. Vatandaş değildim, oturma iznim yok, esas sorun bu. Çinliler ön isimlerini değiştirdiklerini söylediler. “İsim değiştirince adamlar bizi Çinli Amerikalı sanıyor, bizim avukatlar da şirketlere yol gösteriyor” dediler. Ben de denedim. Silikon Vadisi’ndeki şirketlerin kurucu listesini önüme alıp isim seçtim. En çok Robert ismi vardı. CV’mi Robert Yüksel Yıldırım olarak gönderince mülakat teklifleri geldi. PACECO adlı bir Japon firmasında çalışmaya başladım. Ama korkuyordum, o dönemde yine birileri akıl verdi, kirada oturuyordum, elektrik faturalarının önüne Robert eklettim. Çünkü çalışma iznim yoktu. 3 ay sonra “sana sigorta yatırmak istiyoruz, geri dönüyor” dediler. “1 yıllık staj yapar gibi çalışma sürem var” diyerek onları ikna ettim, avukatlar tuttum. Zor günler geçirdim ama çalışmaya devam ettim. Yaptığım bir vinç için patent alındı. 3 yıl vinç tasarımı üzerine çalışmıştım. O dönemde limancılık işi aklıma girmişti. Yılda 39 bin dolar maaş alıyordum.


Türkiye’ye dönmeyi hiç düşünmediniz mi?


- Ailem “geri dön” diyordu, hem de askerlik vardı. Askerlik için döndüm. Amerika’dan sonra Samsun bana iyice köy gibi gelmişti. Babam ve abilerim esnaftı, küçük çaplı işler yapıyorlardı. Türkiye’ye döndüğümde kömür sıkıntısı vardı. Babam o işle ilgileniyordu. Biraz işe baktım, araştırdım. Yıl 1993. Rusya’dan 10 bin ton kömür aldım ve bir ayda 50 bin dolar kazandım.


Bu arada Amerika’da bir aile hayatınız olmuş muydu?


- Evet bir çocuğum da vardı. Eşim Türkiye’ye gelmek istememişti ama gelince baktı kalıyoruz ikinci çocuğu da yaptık. Kömür işi hızla büyüdü. Ben neredeyse her ay Rusya’daydım. Bazen Sibirya’da 1 ay kalıyordum.


KRİZDE 500 MİLYON DOLAR NAKİT PARAM VARDI



2008’de İsveç’te ilk yatırımınızı yapmışsınız…

- 2001’de Türkiye krizinde özelleştirmeleri iyi değerlendirmiştim, 2008’de de dünyada kriz vardı, dünyaya baktım. Elimde 500 milyon dolar vardı, limanın da ikinci fazını yapamıyordum. Eti Krom ile biz küçük oyuncuyduk. Çok rakip vardı, 2007 yılında İsviç’teki rakip fabrikayı gezdim, görüşmeler gizli yürüdü ve 2008 Şubat’ta biz onları aldık. Orayı almak bizi Avrupa ligine soktu. Ben orada ilk kez işçi sendikalarıyla masaya oturdum, yönetimde onlar da vardı. O dönem için bizim alanımızda Godiva gibi bir işti. Şirketimiz Avrupa’da duyuldu. 2010 yılında dünya denizcilik dünyasının o yılki en önemli işlerinden birini yaptım. Fransız denizcilik devi CMA’ın yüzde 20’sine 500 milyon dolar ödedim. “Adamda sokağa atacak ne kadar çok para varmış” dediler benim için. Şimdilerde ne kadar vizyoner olduğumu söylüyorlar. Son olarak da TERTIR liman işletmeciliği şirketini aldık. 7’si Portekiz’de, 2’si İspanya’da, 1’i de Peru’da 10 limanı var, hepsi bizim oldu. Ben bu planı 2 yıl önce yapmıştım. 10 yıl içinde 10 liman alacaktım. Her 2 yılda 2 liman derken, bu fırsat karşımıza çıktı.335 milyon Euro’ya aldık. Limancılıkta 10 yılda Türkiye’nin en büyük liman işletmecisi oldum. 7 ülkede 20 liman ve terminalimiz var.



JAPONLARDAN ÖNCE MAAŞ SONRA VİNÇ ALDIM

İthal kömürden nasıl çıktınız?

- Kömür pazarı Türkiye’de 6.5 milyon tona çıktı. Ruslar bu durumu görünce beni istemediler, 2002 yılı sonunda pazar 7.5 milyon tona yükselmişti. Ruslarla yeniden masaya oturdum ve pazarın en büyük oyuncusu olarak 4 milyon ton kömür satar durumdayken Ruslarla işi bitirdim. Ciddi paramız vardı. Yeni işlere girmek istiyordum. Kemal Derviş’in ekonomi politikaları uygulanmaya başladı. 56 milyon dolara Eti Krom’u, 86 milyon dolara Gemlik Gübre’yi, 30 milyon dolara da Beykoz’daki deri-ayakkabı fabrikasını aldım. Aslında Trabzon Limanı’nı da kazanmıştık. 5 yıl Amerika’da limancılık işinde çalışmıştım. ‘Kömürcü’ deyip, arkamdan oyunlar çevrildi. Antipropaganda yapıldı bizle ilgili ve ihale iptal edildi, ikinci ihalede elendik. Gebze’de ufak bir liman vardı. Gittik baktık, küçük bir limandı. Ben butik limancılık yapabilirim diye düşündüm. Depremde de çok zarar görmüştü. 2003 yılı sonunda orayı da aldık. Orada konteyner limanı yapmaya çalıştım. Yanda da Alemdar Limanı vardı, orayı da aldık ve 2005 yılında YILPORTolduk. Ciddi bir konteyner limanı yapacağıma kimse inanmadı, kömürcü diye bizi başta küçümsediler. Bu arada YILYAK marka olmuştu, YILPORT da marka oluyordu. Bu arada Barcelona’da limancılık fuarına gittim, çalıştığım Japon firmayı buldum. Onlardan vinç almak istediğimi söyledim. Ben bir zamanlar onlardan maaş alırken müşterileri olmuştum. O dönemde işlerimiz istediğimiz gibi gitmedi. Limanın 1’inci fazı gayet iyi giderken, ikinci fazda izinlerde sorun çıkarıldı. 2’inci faz durunca benim de elimde para vardı gözümü yurtdışına çevirdim.

UCUZ KÖMÜRLE DEVRİM YAPTIK

Masa başında makine mühendisi olarak iş yaparken bu işlere girmek “riskli” olmadı mı?

- Kolay olmadı. Amerika’da insana çok değer veriliyor, ben Japonlardan da yönetim tarzını iyi öğrendim, kültürü aldım. Ben de çok disiplinli biriyimdir. Ruslar ise bambaşka. Onlarla zaman geçirmek, onlar gibi yaşamak gerekiyordu. Onları da yaptım. Çünkü çok iyi para kazanıyorduk. 1999’da Türkiye’ye 500 bin ton kömür getiren bir şirket olduk. 1998’de Rusya’da özelleştirmeler oldu. Oranın en değerli madenlerini alan şirketlerle İsviçre’de masaya oturdum, onlara iş planı yaptım, Türkiye pazarı toplam 3.5 milyon ton kömürdü…Onların 3 milyon ton kömür üretimi vardı. Bana “bunun 2.5 milyon tonunu sen al” dediler. Ben aldım, nasıl yapacağıma kimse inanmadı. Kötü senaryolar üzerine çalışıldı hep. “3 ay kömür satamazsan biz madende işçilerin maaşlarını nasıl öderiz?” diye sordular. 4 madenleri vardı, ne kadar işçi varsa hepsinin maaşı ve demiryolu parasını 3 ay garanti ettim, “benden de başta kömürün parasını almayın anlaşalım” dedim. Sistem kurduk, Türkiye’de sorunlar çıktı ama aştık. 3 milyon ton kömürü sattım Türkiye’de. 2001 krizi başladığında herkes tuz buz oldu.

Siz de  iflas ettiniz mi?

Benim 2 yılda kurduğum her şey yok olma noktasına geldi. İşte kardeşlerim de vardı. Biz o zaman depo açmaya karar verdik, yaz aylarında yangın riski vardı. Çok sıkıntılı dönem geçirdik. Anadolu tezek, Karadeniz fındık kabuğu yakıyordu, biz elimizdeki kömürleri piyasaya verdik. Ucuza sattım, farkında olmadan devrim yaptık.

Kaynak:
https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/dogumda-ismail-okulda-yuksel-iste-robert-40096962


--

02.01.2020

FORBES YÜKSEL YILDIRIM’I KAPAK YAPTI

Yıldırım Holding ve Yılport Samsunspor A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Yıldırım, dünyaca ünlü iş dergisi Forbes’in 2020 Ocak sayısına kapak oldu. 
Derginin 2020 yılının ilk sayısına ‘Büyük Oynamak’ başlığı ile kapak olan Başkan Yıldırım için ‘2 milyar dolar cirolu Yıldırım Holding, beş yıl içinde dünyanın ilk 10 liman şirketinden biri olmaya hazırlanıyor’ ifadelerine yer verildi. Yüksel Yıldırım ayrıca gelecek yıl kadın futbol takımı kuracağını da söyledi. Yıldırım, dergiye verdiği röportajda Yılport Samsunspor’da Manchester City benzeri bir modeli hayata geçirmek istediğini ifade etti.

ARKASINDA ŞANS YOK
Forbes’in 2020 Ocak sayısının kapağında Başkan Yıldırım’a ait, “Yedi senede tek limandan 22’ye çıktık. Bu babadan gelen bir şey değil. Kendimiz yarattık. Bu başarının arkasında şans yok” sözleri de yer aldı.

PROFESYONEL YÖNETİM ANLAYIŞI
Forbes’ın Yıldırım ile gerçekleştirdiği röportajda şu ifadelere yer verildi: “Yüksel Yıldırım, iki yıl (1996-1998) yöneticilik yaptığı Samsunspor şirkete dönüştükten sonra başkanlığı İsmail Uyanık’tan devraldı. ‘Kardeşimin ve abimin peş peşe vefat etmesiyle paranın ne kadar önemsiz olduğunu gördüm. Kardeşimin çocuklarıyla miras yüzünden davalıyız. Kavga veriyoruz para için ama aslında geriye ne servet kalıyor, ne de para. Madem geriye bir şey kalmayacak bari ben bunun keyfini çıkarayım dedim’ diyerek anlatıyor Samsunspora destek olmaya nasıl karar verdiğini.
Boylece zor duruma düşüp borçlarını ödemekte zorlanan Samsunspor’u, ağabeyi Ali Rıza Yıldırım ve Uyanık ile birlikte iflas etmekten kurtarmaya karar vermişler. Bir buçuk yıl önce haziran ayında İsmail Uyanık, futbol şubesini dernekten ayırdı ve Samsunspor Futbol Kulübü A.Ş. kuruldu. Sonra takım şampiyon olamayıp yönetimsel anlaşmazlıklar başlayınca Yüksel Yildırım ayrılmak istemiş. İsmail Uyanık’ın ‘Samsunspor’un bugün Yüksel Yıldırım’a İsmail Uyanık’tan daha çok ihtiyacı var’ diyerek şirketten ayrıldığını söylüyor. Uyanık zaten hiç para koymadığı için ayrılırken de para almamış. Ağabeyi Ali Rıza Yıldırım’ın da ayrılmak istediğini söylüyor biraz sitemkar bir şekilde. Yılport Samsunspor’a şimdiye kadar 100 milyon lira kaynak aktarmış. ‘Yılda 10 milyon dolarım gidiyor’ diyor.

KADIN FUTBOL KULÜBÜ KURACAK

Hedefi Samsunspor’u kendi yetiştirdiği oyuncularla birinci lige yükseltip kar eder hale getirmek. Soyunma odasına hiç gitmediğini, gitmek de istemediğini söylüyor. “Alaturka bir kulüp başkanı olmak istemiyorum. Profesyonel bir ilişki kuruyorum. Benim için sportif başarı önemli” diyor. Aklında gelecek yıl bir kadın futbol kulübü kurmak var. Ayrıca takım birinci lige çıkıp artık kendisinden para almasına gerek kalmadığında yeni kulüpler satın almak niyetinde. ‘Manchester City benzer bir model
düşünüyorum. ABD’den Uzakdoğu’dan takım aldılar. Fon ortak oldu. Limanların olduğu yerlerde bana da teklifler geliyor. Belki Portekiz’de, Latin Amerika’da altyapısı sağlam, genç oyuncuları yetiştirip para kazandıran bir yapıya sahip kulüpler alabilirim’ diyor.

İş dünyasının büyük heyecanla beklediği ve her sayısında kapağına liderleri taşıyan Forbes Türkiye Dergisi, ‘ekonomi dergisi’ olduğu kadar da okurlarına dünyaya ilişkin yeni perspektifler kazandıran bir rehber niteliğinde. Forbes Türkiye Dergisi’nin Ocak 2020 sayısı, bayilerde satışa sunuldu.


Kaynak:
https://www.samsunseshaber.com/forbes-yuksel-yildirimi-kapak-yapti/

--

Hadd: Bir Avuç Yeryüzü Toprağına Ait İbretlik Örnek Olay İncelemesi
Yazar: Serkan Tolan

https://books.google.com.tr/books?id=kQsSBgAAQBAJ&lpg=PA37&dq=y%C3%BCksel%20y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m%20y%C4%B1lport&hl=tr&pg=PA37#v=onepage&q=y%C3%BCksel%20y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m%20y%C4%B1lport&f=false

https://www.kitapyurdu.com/kitap/hadd/329865.html&filter_name=serkan%20tolan

--

2025'e kalmadan Yılport Holding İcra Kurulu Başkanı Robert Yüksel Yıldırım, 2015 itibariyle Dünyanın ilk 10 Liman Operatörü arasına girdi.

https://www.yilport.com/tr/medya/detay/Robert-Yuksel-Yildirim-Dunyanin-ilk-10-Liman-Operatoru-Listesine-Girdi/389/901/0

--

Yüksel Yıldırım
https://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C3%BCksel_Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m

--
Yüksel YILDIRIM, Yönetim Kurulu Başkanı
https://www.yilport.com/tr/hakkimizda/detay/Yuksel-YILDIRIM-YILPORT-Holding-Yonetim-Kurulu-Baskani-CEO/622/1082/0

--
02.04.2018
#UEZ2018 Yıldırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Yıldırım Röportajı
https://www.youtube.com/watch?v=slJIbYy8-zo

--
09.07.2019
Limanların Efendisi Yüksel Yıldırım Woman TV'de!
https://www.youtube.com/watch?v=cdEqNo6TFHU

--
12.09.2019
MURADİYE ERGİN ile BAŞARININ SIRRI l YILDIRIM HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI l YÜKSEL YILDIRIM
https://www.youtube.com/watch?v=-j7s5pDkDMQ

--
28.12.2019
SAMSUNSPOR BAŞKANI, LİMANLARIN EFENDİSİ YÜKSEL YILDIRIM'IN BİLİNMEYENLERİ...
https://www.youtube.com/watch?v=nNONtx6rS_s

--
21.01.2021
Sıfırdan Zirveye | Samsunlu Yıldırım Holding Nasıl Dünya Markası Oldu?

--


17 Ocak 2021 Pazar

TED gibi konuşmak

 Fikirlerinizi ikna edici bir şekilde dile getirmeniz hayallerinizi gerçekleştirmek için ihtiyacınız olan tek sihirli yeti.

Başarılı sunumlar hazırlamak ve etkili bir konuşmacı olmak için 3 adet vazgeçilmez kurala uymanız gerekir. Carmine Gallo’ya göre, TED konferansında can kulağıyla dinlediğimiz konuşmaların ortak özellikleri bu değişmez üç kurala uymaya bağlı. 

TED gibi Konuşmak adını verdiği kitabında dünyanın en başarılı sunumlarının ardındaki sırları açığa çıkarıyor. Bu sırları çözmek sizi dinleyenlerin kalbini ve beynini kazanma yolundan geçiyor. Akıllıca yazılmış size adım adım hedef kitlenizin dikkatini çekmeyi, bilgilendirmeyi, zaman zaman eğlendirip zaman zaman gözlerini doldurmayı kısacası duygularını etkilemeyi pratik yöntemlerle anlatan etkili bir rehber kitap. 
Apple’nin markalaşmasında Steve Jobs’a büyük destek veren, Enchantment (Büyüleme) kitabının yazarı Guy Kawasaki Gallo’nun kitabını herkesi daha iyi konuşmacılar haline getirebilecek muhteşem bir bilgi kaynağı olarak nitelendirmiş. 

Misyonu fikirleri yaymak olan TED sunumları dünya genelinde internet üzerinden 1 milyar defadan fazla görüntülenmiş. TED Open Translation Project (Açık Çeviri Projesi) dahilinde 200 gönüllü çevirmen, 300 çeviri ve (İngilizce dışında) 40 yabancı dille başlayan çalışmalar bugün 45.000 sunumun çevirisinin bulunduğu geniş bir arşiv niteliği taşımakta. 

TED konuşmalarına gösterilen ilgi, fikirlerin 21.yüzyılın en güçlü para değeri olduğunu gösteren bir gerçek. 21. Yüzyıl birçok teknolojiyi kullanarak fikirleri yayma yüzyılı. Ancak TED sunumları sıradan sunumlar değil. Mesleğinde en başarılı kişilerin, dünyanın ileri gelen fikir liderlerinin fikirlerini kısa, etkileyici ve akılda kalıcı şekillerde bilgilerini paylaştığı, seyredenlerde çoğu zaman hayranlık ve hayret arasında duygular bırakan, ayakta alkışlanan konuşmalar.

Sunumlar duygusal yeni ve akılda kalıcı olmalı

TED sunumlarının etkileyiciliği sırf dünyanın en başarılı insanları tarafından yapılmasıyla kısıtlı değil. Sunumların her biri etkileyici konuşmalar. Konunun uzmanı olsanız da, konuya tamamen yabancı olsanız da keyifle ve daha da önemlisi merakla sonuna kadar dinlemek isteyeceğiniz sunumlar. Teknolojik inovasyonlardan küresel ısınmaya fakirliğe, pedagojiden yaşlanan nüfus problemine, milyar dolarlık şirketlerin kurucularından başarı öykülerinden Elif Şafak’ın da aralarında olduğu dünyaca ünlü yazarların edebiyat üzerine konuşmalarına kadar geniş bir konu yelpazesini barındıran sunumların ortak yönleri var.

Gallo bu ortak yönleri etkileyici sunumların uyması gereken 3 esas kural olarak özetliyor:
Sunumlar;

100.jpg

1. Duygusal olmalı

Tutku, heyecan, neşe, hüzün, samimiyet gibi hepimizin zaman zaman deneyimlediği duyguları sunumunuzda izleyicilere hissettiriyor olmalısınız. Bir duyguyu karşınızdakine uyandırmanız için önce sizin o duyguyu hissetmeniz gerekir. Sunum konunuzla nasıl özdeşleştiğinizi, size konunun neler hissettiğini önce kendiniz keşfedin. Size özel ve yaptığınız işe anlam katan şeyi bulun ve bunu sunumunuza yansıtın. Konuyla ilgili az bilgisi olan insanlar bile sizi konuya bağlılığınızı, sevginizi, endişelerinizi anlasın, görsün, hissetsin. 

Konuşma konunuza duyduğunuz ilgi, merak ve tutku sıkı bir çalışma sonrasında ve zaman içerisinde sizi o konunun uzmanı haline getirecektir. Daha çok bilgi edinmek, daha çok çalışmak, daha çok kişiye ulaşmak, daha iyi hizmet vermek hep kalpten gelir. Zorlama sonucu olmaz. Kendinize benim kalbimi ne hızlandırıyor, ne daha şevkli çalışmamı sağlıyor diye sorun. Unutmayın ki dinleyicilerinize ilham verebilmeniz için önce size ilham gelmiş olmalı. Araştırmacıların bulgularına göre ‘tutku’ bulaşıcıdır. Siz ne kadar tutkuyla konunuzu anlatırsanız, karşınızdakiler de konunuza o kadar ilgi duyar. Bir ürün veya hizmeti heyecanla anlatan bir kullanıcıyı dinlediğinizde ‘ben de deneyeyim şunu’ diye içinizden geçirirsiniz. Eğer değer verdiğiniz bir kişinin görüşüyse bu sizi daha da kolay etkiler. 

Hikaye anlatmak bir sanattır. Hikaye anlatmak üzerine çalışın. Kendi kendinize prova yapın. Çocuklarınıza, yeğenlerinize, arkadaşlarınıza başınızdan geçen olayları dikkat çeken bir şekilde anlatın.  Yeni öyküler, masallar okuyun. Okuduğunuzu hedef kitlenizin ilgi alanına göre anlatmayı öğrenin. Bir aktör/aktris gibi prova yapın. Ne kadar yetenekli olursanız olun her başarılı konuşmacının o konuşma için saatlerce hazırlanmış olduğunu unutmayın. 
İnsanın zaafları üzerine TED konuşması yapan Amerikalı yazar ve sosyal bilimci Dr. Brene Brown’ın dediği gibi, hikayeler ruhu olan verilerdir. Hikayeyi ruhunu vererek anlatmayı öğrenin. Başarılı Amerikalı Avukat Bryan Stevenson’ın yakın zamanda verdiği TED konuşmasının %65’i hikayelerden oluşmaktaydı. Aristo’nun pathos diye tanımladığı hikayeler ikna etmenin %65’ini oluşturmakta. Uri Hasson Princeton Üniversitesi’nde hikaye anlatma üzerine yaptığı araştırmalarda katılımcıların beyinlerine elektrotlar yerleştirerek duydukları hikayeye beyinlerinin verdiği tepkiyi incelemekte. Katılımcıların beyinlerinin belli bir bölümü hikayeyi duyunca uyarılmakta. Hikaye farklı bir dilde anlatıldığında beyin herhangi bir tepki vermemekte. Hasson bu durumu beyinden beyne bağlantı kurma olarak adlandırmakta. Bir diğer deyişle, bilgisayarın iPhone’la iPhone’un iPad’le olduğu gibi, beyinler hikayelerin gücüyle senkronize olmakta.

2. Yeni olmalı

Buying Brain (Satınalan Beyin) kitabının yazarı Dr. A. K. Pradeep’e göre, beyinlerimiz karşımızdakini dinlerken sürekli yeni, parlak birşeylerin arayışında olur, sürekli lezzetli birşeylere bakarız. 1985’te Titanik’i keşfeden Okyanus bilimci Robert Ballard TED konuşmasında herhangi bir sunumdan beklentilerini şu şekilde ifade ediyor: ‘Bir sunumda amacınız bilgi vermek, eğitmek ve ilham vermek olmalı. İnsanlara ancak yepyeni şekillerde dünyayı görmeyi öğretirseniz ilham vermiş olursunuz.’

Eski bir fikre taze bir soluk ve yeni bir yaklaşımla bambaşka bir anlam veya kullanım alanı yaratan yenilik insan beyninde dopamin hormonunu harekete geçirir ve beynimiz ‘kayıt’ düğmesine basar. Ağzınızı açık bırakan, aaaa dedirten, sizi şaşırtırken ne kadar güzel düşünülmüş diye takdir ettiğiniz o an sunumun doruk noktasıdır. Bill Gates Vakıf projeleri kapsamında sıtma ile ilgili bir sunum yapmış, sunum sırasında bir kavanozun içindeki sivrisinekleri serbest bırakarak herkesi şaşkın bir şekilde sunuma kilitlemiştir. Bu tür hayret ve şaşkınlık yaratan hareketleri sunuma entegre ederek dinleyicilerin sunumda verilen bilgileri hafızalarına kaydetmesini ve üzerinden zaman geçse de hatırlamasını sağlarsınız.

3. Akılda kalıcı olmalı

18 dakika kuralına uyun

TED konuşmalarında 18 dakika kuralına sıkı sıkıya uyulur, kimsenin 18 dakikadan fazla konuşmasına izin verilmez. Araştırmalar 18 dakikanın sunum süresi olarak ideal süre olduğunu göstermektedir. Uzun konuşmak dinleyicilerin beyninde gereksiz bir birikim yaratır, dakika üzerine dakikalar geçer ve dinleyicilerin zihinleri karışır, konsantrasyonları düşer, sunumun bitiminde hiçbir şey hatırlamaz hale gelirler. TED Küratörü Chris Anderson’a göre, 18 dakika ciddi konuları konuşmak için yeterince uzun, dinleyicilerin konsantrasyonlarını korumaları için ise yeterince kısa bir süre.

Görsel açıdan merak uyandıran slaytlar seçin

Bilim adamları kavramların kelimeler yerine görsellerle anlatıldığında çok daha iyi akılda kaldığını göstermiştir. Sadece kulaktan duyduğumuz bilgilerin %10’unu hatırlayabiliriz. Aynı bilgiye bir resim eklediğimizde hatırlama şansımız %65’lere yükselir. TED konuşmacıları içinde Bill Gates ve Bono slaytlarında kelimeler yerine resimler, çizimler ve videolara yer vermişlerdir.
Her birimizin duyulması gereken fikirleri, diğerlerine yarar sağlayacak bilgileri, yaptığı işle ilgili paylaşabileceği deneyimleri vardır. Bu bilgiler paylaşıldıkça büyür, yenileriyle birleşir, başkalarının katkılarıyla evrimleşir. Sizin doğru dili kullanarak işinizdeki başarılarınızı aktarmanız, çevrenizdekileri eğitmeniz, ilham vermeniz son derece değerlidir. Bu yalın sunum kurallarına uyarak heyecan duyduğunuz konuyu başkalarına da heyecan verecek şekilde anlatabilir, örnek bir 21. yüzyıl insanı olarak fikirlerinizi çevrenize yayabilirsiniz.  


Kaynak:


16 Ocak 2021 Cumartesi

İcat çıkarmak kolay değil

Tembel, yeteneksiz, idealsiz insanlar başarı peşinde koşanları daima engellemiştir. Bugün çok tanınan, varlıklı, başarılı bir çok insan kolayca zirveye ulaşmış değildir. Hepsinin öyküsü zorluklar içerir. Bazılarını biraz konuşturalım...

 

Jack Ma: “Üniversitede 3 yıl sınıfta kaldım. 30 iş başvurusunun tümünden red cevabı aldım. Harvard Üniversitesine 10 kez başvurdum. Hep red ettiler. Alibaba.com adlı e-ticaret sitesini açtım. 38 milyar dolarlık servet ile Çin’de 1. sıraya yerleştim.”

 

Ingvar Kamprad: “6 yaşımdayken kibrit satmaya başladım. 10 yaşımda kapı kapı gezerek yılbaşı süsleri sattım. Basit tasarımlı mobilyalar satan 370 IKEA mağazası açtım. 60 milyar dolarlık servete sahip oldum.”

 

Leonardo Del Vecchio: "1935 yılında doğdum. Ben doğmadan babam ölmüştü. Annem yoksul olduğu için beni yetimhaneye verdi. Ergenlik yıllarımda bir demir fabrikasında işe girdim. Burada madalya ve rozet üretiminde çalıştım. Geceleri de üniversiteye gittim. Mezuniyet sonrası fabrikada makinist oldum. Burada epey çalıştım. Sonra gözlük üretimi işine başladım. Ray Ban, Oakley, Prada Versace, Armani, Bvlgari, Polo, Chanel, Dolce Gabbana gibi gözlüklerin üretimini yapan Luxottica şirketini yarattım. 25 milyar dolarlık servet yaptım.”

 

Phil Knight: “Japonya’dan getirilmiş ayakkabıları arabamın bagajında satarak işe başladım. İlk Nike marka ayakkabıyı mutfak tezgahında ürettim.”  

 

Jan Koum: “Babam Ukrayna’da inşaat işçisiydi. Annemle ABD’ye göç ettik. Validem orada bebek bakıcılığı ve temizlikçilik yaptı. Bilgisayara çok ilgim vardı. Yahoo’da işe başladım. Sonra Whatsapp uygulamasını geliştirip Facebook’a 19 milyar dolara sattım.”

 

Gabrielle Coco Chanel: "1883’te Fransa’da doğdum. Yetimhanede büyüdüm. Burada terzilik öğrendim. Zenginler için elbiseler tasarladım. Mağazalar açtım. Channel markası lüks kesime ait oldu. 19 milyar dolarlık servete eriştim.”

 

Ferruccio Lamborghini: “İşe traktör yaparak başladım. Daha sonra dünyanın en hızlı giden otomobillerini yaptım.”

 

Larry Ellison: “Babam bizi terk etti. Annem ben 9 aylıkken başka bir aileye evlatlık verdi. Zeki olmama rağmen okulda başarı gösteremedim. Yazılımlara ilgim çoktu. Oracle firmasını kurdum. 35 milyar dolarlık servete eriştim.”

 

Eren Bali: "Malatya'nın dağ köyünde doğdum. Üniversiteyi yarıda bıraktım. Silikon Vadisine gittim. Fikrimi 57 yatırımcı reddetti. Pes etmedim. Şu an milyar dolarlık bir şirketim var."

 

Eren Özmen: "Bana hep başarısız gözüyle baktılar. NASA’ya uzay aracı yapımı işinde çalışan, 4000 personeli olan bir şirketim var.”

 

Bill Gates: “Grafiksel ara yüzü ve faresi olan bir bilgisayar yaptım. Bunun projesini bir firmaya sundum. Patron kağıtları yüzüme fırlattı. Microsoft’u kurdum. 20 yılda dünyanın en büyük 5 firmasından biri ortaya çıktı.”

 

Jeff Bezos: “Üvey babam tarafından yetiştirildim. 16 yaşıma kadar çobanlık yaptım. Sonra internet işine girdim. Amazon’u kurdum. 113 milyar dolarlık servete eriştim.”

 

Hamdi Ulukaya: "Erzincan ilinin ücra bir dağ köyünde doğdum. Dil öğrenmek için ABD’ye gittim. Oradaki sahte yoğurtlara hiç alışamadım. 5 yıl içinde ABD’nin yoğurt pazarının yarısını ele geçirdim.”

 

Amancio Ortega: "İşe terzi çırağı olarak başladım. 68 milyar dolar değeri olan ZARA’yı kurdum.”

 

Soichiro Honda: "Meslek lisesinden atıldım. Bir tamirhanede işe başladım. Kısa sürede ustabaşı oldum. Toyota’ya iş başvurusu yaptım. Almadılar. Ben de Honda’yı kurdum.”

 

Walt Disney: "Defalarca başarısız oldum. İşlerden kovuldum. Ama pes etmedim. Çizgi filmlerimi dünyadaki 8 milyar insan izliyor.”

 

Steve Jobs: “19 yaşındaydım. Dan Kottke ile birlikte kolejden ayrılmaya karar verdim. Okulu yarıda bırakıp Hindistan’a taşındım. Neden mi? Felsefi aydınlanmayı bulmak için. Bu olay, hayatımın önemli bir aşamasını, gelecekteki çalışmalarıma da büyük ölçüde ışık tutup derinden etkileyecek bir şeyi, yani sezginin gücünü öğrendiğim dönemi kapsıyor. İlk yıllarda pek çok insan beni mükemmeliyetçi yaklaşıma sahip bir öngörü adamı olarak tanımlıyordu. Ancak güçlü öngörülerim dahi 30 yaşımdayken kendi şirketimden (Apple) kovulmamı engelleyemedi. Sıfırdan inşa ettiğimiz bir şirketin bana tamamen sırtını dönüp, beni aşağılanmışlık duygusu ve derin bir hüsranla, en önemlisi de işsizlikle baş başa bırakabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Şirketten kovulmamın ardından geçen 11 yılda Apple iflasın eşiğine gelmişti. Microsoft’un yıldızının parladığı günlerdi. Şirket yetkililerinden gelen çağrıyı geri çevirmedim. İşe geri döndüm. Apple’ı yeni teknolojiler söz konusu olduğunda ilk akla gelen şirketlerden biri haline getirdim.”

 

Albert Einstein: “Tembel olmanız, bir deha olmadığınız ya da asla başarılı olamayacağınız anlamına gelmiyor. İletişim becerilerim dört yaşıma gelinceye kadar gelişmedi. Ailem bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başlamıştı. Öğrenim hayatım da pek parlak sayılmazdı. İlkokuldan kolej yıllarına kadar tüm öğretmenler beni asi, özensiz ve tembel bir öğrenci olarak tanımladılar. Asla başarılı olamayacağını düşünüyorlardı. Ancak, okulda tembellik gibi görünen şey aslında yalnızca can sıkıntısından ibaretti. Hayatım boyunca kitaplarda yazılan gerçekleri ezberlemekle yetinen bir tip olmadım. Aksine, her daim bir şeyleri analiz etmeyi tercih ettim. Örneğin, gökyüzü neden maviydi? Pusula iğnesi neden tek bir yönü işaret ediyordu? Ne yazık ki, bu bilgileri okulda öğrenmenin imkanı yoktu.

11 yaşındayken Max Talmud ile arkadaş oldum. Talmud, beni bilim ve felsefe üzerine çeşitli kitaplarla tanıştıran 21 yaşında bir tıp öğrencisiydi. Bu öğrenme ortamında kendimi geliştirdim.”

 

J.K. Rowling: “Harry Potter kitabından önce büyük sıkıntılar yaşadım. Devlet yardımı aldım. Boşandıktan sonra bebeğime bakmakta zorlandım. 90 bin kelimeden oluşan ilk kitabım Harry Potter ve Felsefe Taşı’nı bilgisayarım olmadığı için elle yazdım. Onlarca defa reddedildikten sonra kitabı küçük bir yayınevi basmaya karar verdi. Sonra servetim 1 milyar doları aştı.”

 

Ludwig van Beethoven: "47 yaşımdan sonra işitmemeye başladım. 9. senfoniyi hiç duymadığım halde besteledim.”

 

Eşref Armağan: “Doğuştan görme engelliyim. Parmaklarımla yaptığım resimleri tüm dünya biliyor. Sadece ülkemde beni pek tanımıyorlar.”

 

Cemil Meriç: “38 yaşımda göremez oldum. Kör kör binlerce sayfa yazdım. Ama 30 milyon Türk gencinin 30 bini bile beni bilmez, tanımaz, okumaz.”

 

Roosvelt: “39 yaşımda yürüyemez hale geldim. Rakiplerim beni sakat diye hep küçümsedi ama 3 kez ABD başkanı seçildim.”

 

Stephen Hawking: “ALS hastasıydım. Sadece gözlerim hareket ediyordu. Astrofizik alanındaki çalışmalarım hala aşılamadı.”

 

Stephen King: "Uzun bir süre çok yoksul bir hayat sürdüm. Evlenmek için ödünç kıyafet aldım. Eşimle bir karavanda yaşamaya başladım. Yazmaktan asla vazgeçmedim. İlk yayınlanan ve sadece 35 dolar kazandığım hikayem The Glass Floor’dan önce tam olarak 60 red mektubu aldım. Bugün kitaplarım milyonlarca satılıyor.”

 

Thomas Alva Edison: “İşitme engelliydim. Okul hayatını 12 yaşında noktaladım. Çocukken bana ‘geri zekalı, beceriksiz’ dediler. Ama 2500’den fazla buluş yaptım.”

 

Aşık Veysel Şatıroğlu: “6 yaşında çiçek hastalığı nedeniyle göremez oldum. Babam oyalanayım diye bana bir saz aldı. Onunla nice türküler söyledim.”

 

Stevie Wonder: "Görme engelli olmama rağmen müzisyenlikle ilgili 22 defa Grammy ödülü kazandım."

 

Harland David Sanders: “6 yaşında babamı kaybettim. 16 yaşımda okul bıraktım. 17 yaşımda 4 işten çıkarılmıştım. Hukuk fakültesine başvurdum. Red edildim. Trenlerde, sigorta işinde, aşçı ve bulaşıkçı olarak çalıştım. Albaylıktan emekli oldum. İlk maaşım olan 105 dolar ile kızarmış tavuk işine girdim. 70 yaşından sonra KFC’yi kurdum. Bugün, dünyanın en büyük 10 yemek firmasından biri oldu.”

 

Abraham Lincoln: “Başıma gelmeyen bela kalmadı. Ama asla pes etmedim. ABD Başkanı oldum.”

 

Henry Ford: “Otomobili icat ettim. Fabrika kurup üretime başlayayım dedim. 8 banka beni red etti. ‘At arabaları varken teneke arabaya kim biner’ dediler. 9. banka krediyi verdi. Bugün dünyanın en çok araç üreten şirketi ile karşı karşıyayız.”

 

Barış Manço: “Lisede müzik dersinden zayıf verdiler bana. Ama yılmadım. Bütün dünyanın tanıdığı bir sanatçı oldum.”

 

Ali Özdemir - 01.02.20 

http://www.aliozdemir.net/makaleler19.html