Standart Chartered’ın Hong Kong’taki ilk dijital bankasının CEO’su ise Deniz Güven oldu
İngiltere merkezli dünyanın en büyük finans gruplarından Standard Chartered’ın dijital bankasının başına bir Türk getirildi. Standard Chartered'ın Hong Kong’da açılacak yeni nesil dijital bankasının CEO’su Deniz Güven oldu.
2017 yılının mayıs ayından bu yana Standard Chartered’ın Müşteri Deneyimi ve Dijitalden Sorumlu Global Yöneticisi olarak çalışan Güven, daha öncesinde ise 2007-2017 yılları arasında Garanti Bankası’nda dijitalden sorumlu kıdemli yöneticiliği başta olmak üzere çeşitli görevlerde bulunmuştu.
Bankacılıkta 18 yıllık deneyime sahip olan Deniz Güven, Garanti Bankası’ndan önce ise Demirbank, HSBC ve Finansbank’ta da çalıştı.
‘SEKTÖRE İLHAM VERECEĞİZ’
Garanti Bankası’nın 2013 yılında kullanıma sunduğu mobil bankacılık servisi iGaranti’nin de geliştirilmesinden sorumlu olarak çalışan Deniz Güven, bankadaki yeni görevi ile ilgili olarak, “Hong Kong’da yeni bir dijital banka kurma fırsatına sahip olduğum için onur duyuyorum. Bizim buradaki odak noktamız, bu yeni ve akıllı bankacılık deneyimi özelinde sunacağımız servislerle müşterilerimizin hayatlarını kolaylaştırmak olacak. Bu dijital banka ile tüm dijital bankacılık sektöründeki oyunculara ilham verecek bir model oluşturmayı amaçlıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
663 milyar dolarlık varlığa sahip olan Standard Chartered, Hong Kong’ta attığı bu adımın ardından gelişmekte olan birçok ülkede dijital bankalar kurmayı hedefliyor.
Güven’in yeni göreviyle ilgili olarak Standart Chartered Hong Kong İcra Kurulu Başkanı Mary Huen ise şunları ifade etti: “Hong Kong’da gerçek anlamda dijital bir bankayı hayata geçirmek bizim için çok önemli bir adım. Finansal ürünlerde uzmanlığımızın yanında yeni dönemde, sunacağımız dijital servislerle de değer yaratmaya, teknoloji ve start-up dünyasından oyuncularla işbirlikleri yapmaya odaklanacağız.”
(Necdet Çalışkan/Habertürk)
31 Ağustos 2018 Cuma
25 Ağustos 2018 Cumartesi
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi: Scotty
BUGÜN anlatacağım harika başarı hikâyesi Kediler Günü’nde atılmış bir tweet’le başladı.
“Tüm kedilerin uluslarası kediler günü kutlu olsun. Scotty bugüne özel logosunu patiledi. Siz de onlara bir kap su ışınlamayı unutmayın.”
17 Şubat 2018 günüydü...
“Neymiş bu Scotty” diye merak ettim.
Kediler Günü’nde içimi böylesine ısıtan tweet’i kimler atmış dedim. Peşine düştüm...
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi
Düştüm ve önüme gencecik insanların yazdığı harika bir başarı hikâyesi çıktı...
Önceki haftalarda 28 yaşındaki insanların kurduğu Kollektif House’u yazmıştım.
Türk ekonomisinin ağır bir saldırı altında olduğu günlerdi.
Genç insanlarımızın böyle durumlarda bile nasıl büyük girişimcilik hikâyeleri yazdığını anlatmak ve hepimize moral vermek istemiştim.
İşte size öyle bir hikâye daha...
BİR BABANIN OTOBÜS GARINDAKİ SÖZLERİ
Hikâyemiz 2009 yılının Haziran ayında İstanbul otogarında yaşanan dramatik bir sahneyle başlıyor.
Genç asker terhis olmuş, o gün evine dönmektedir.
Babası onu otogarda karşılar, sarılır, öper ve şunu söyler:
“Oğlum iflas ettik...”
Bir anda dünyası kararır, hayalleri söner...
Kediler Günü’nde şirketinin logosunu değiştiren Tarkan Anlar’ın ve Scotty’nin gerçek hikâyesi o gün başladı.
Oradan ablasının evine gider...
1984 yılında Tokat’ta doğmuştur. Babası matematik öğretmenidir.
Sonra Marmaris’e yerleşmişlerdir. İlkokulu Marmaris, liseyi İzmir’de okumuştur.
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi
12 YAŞINDA HANUTÇULUKLA BAŞLAYAN BİR KARİYER
Babası Marmaris’te küçük bir kuyumcu dükkânı açmıştır.
On iki yaşına geldiğinde babası “Hadi bakalım, artık çalışma zamanın geldi” demiştir.
Gemilerden inen turistleri babasının dükkânına getirerek başlamıştır işe.
Yani hanutçulukla...
Girişimcilik dehası da orada başlamıştır.
“Turistlere dükkânı tarif etmek yerine alıp kendim götürürdüm. Böylece babamdan para aldığım gibi turistlerden de bahşiş alırdım” diyor...
On dört yaşına geldiğinde ise artık satış elemanı olmuştur. Ancak bir sıkıntısı vardır.
Alman turistleri Almanya’da, İngilizleri de İngiltere’de doğup büyümüş satış elemanları almaktadır.
O günlerde farkeder ki ona sadece Ruslar kalmıştır.
Bişkek’e gider ve 52 günde işini görecek kadar Rusça öğrenir.
O sırada babası işi büyütmüş ve pırlanta işine de girmiştir.
Sık sık Belçika’ya pırlanta almaya o gider... Her şey yolundadır yani... Bu hayal 2009 yılının bir haziran günü bitmiştir.
12 YAŞINDA YAZDIĞI İLK BİLGİSAYAR PROGRAMI
Ablasının evinde playstation oynayarak geçirdiği günlerde 12 yaşında öğrendiği bir şey aklına gelecektir.
Daha o yaşta “coding” öğrenmiştir. Yani bilgisayar yazılımı yapmayı... Yazdığı ilk program “değerli linkler sitesi”ydi.
Yani herkesin çok kullandığı linkleri bir araya toplamış, bir platform oluşturmuştu.
ÜNİVERSİTEDE ACIMASIZ KAPİTALİST OYUNU YAZDI
Daha sonra İzmir’de Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okurken “Kapitalist Online” adlı bir oyun programı yazmıştır.
Oyuna katılan herkese sanal bir sermaye, sanal avukatlar, pazarlama müdürleri veriliyor ve bunlar kendi aralarında “Büyük ve hızlı balık, küçük ve yavaş balığı yutar” esprisiyle kıyasıya bir rekabete giriyorlardı.
Tam bir acımasız kapitalizm oyunuydu. Ancak oyun çok tutulunca ‘server’leri kaldırmaz hale gelmiş, ayrıca sunuculara ödediği parayı karşılayamaz duruma düşmüştü. Bu arada bir başka girişimi daha olmuştur.
Yeni annelere, yeni doğan bebeklerinin ayak izlerinden oluşan kolyeler yapmak.
Anneler kurduğu siteye çocuklarının ayak altlarının fotoğrafını gönderiyor, o da bunlardan kolye yapıyordu. Bu işi tutmuştu ama bir süre için.
BAŞARISIZLIKLARINI ANLATTIĞI PROGRAMLA BAŞARILI OLDU
Hayatının ilk dönemi tam anlamıyla bir başarısızlıklar zinciridir.
Beş şirket kurmuş, beşinde de istediği başarıyı elde edememiştir.
Bunun üzerine girişimcilerin başarısızlıklarını anlattığı bir etkinlik düzenler ve o başarılı olur.
Artık aylak adam günlerinin bitmesi gerekmektedir.
Taksiciliğe başlar. Yaşadıkları sitenin çocuklarının eline ilanlar verip dağıttırır. Kurduğu araç filosu ile de taşımacılık sektörüne ilk adımını atmış olur. Arabalar 24 saat çalışırsa kârlı olmaktadır. Bunun için 4 vardiya çalışmalıdırlar.
Ancak araç değişimi sırasında büyük zaman kaybı olmaktadır. İşte bu kaybı önlemek için bir program yazar.
BİR SİLİKON VADİSİ PRENSİ İLE TANIŞIYOR
İşte tam o günlerde hayatını değiştirecek bir insanla tanışır.
Bu kişi Silikon Vadisi’nin tanınmış internet yatırımcılarından biri olan Justin Kan’dır... Justin.tv ve Twitch.tv’nin kurucusudur. Bir konferans için Türkiye’ye gelmiş; o da konferansa gidince tanışmıştır.
Justin Kan o günlerde evlenmek üzeredir ve müstakbel eşi için özel bir yüzük yaptırmak istemektedir. Bunu, pırlanta işini bilen Tarkan Anlar’a söyler.
O da oturup kendisi bir yüzük tasarlar, yapımını baştan sona videoya çeker ve Silikon Vadisi prensine gönderir.
O da, müstakbel eşi de çok beğenir...
Yüzüğün parasını gönderirken “Ben de senin için ne yapabilirim?” deyince Tarkan şu cevabı verir:
“Sadece arkadaşlığınızı ve tavsiyelerinizi verin”
BİR YÜZÜKLE GELEN İLK YATIRIM 75 BİN DOLAR
Tarkan o sıralarda Endonezya’daki bir şirketi keşfetmiştir. Bu şirket şehir içinde motosikletle insan taşımacılığı yapmaktadır. Şirket çok tutulmuş ve milyar dolarlık değere ulaşmıştır.
Bunun aynısını İstanbul’da yapabilir miyim diye düşünmektedir. Bunu Justin Kan’a açar ve ne tavsiye ettiğini sorar.
Aldığı cevap şudur:“Ben bedava tavsiye vermem. Tavsiye veririm, ama şirketine de yatırım yaparım.”
Kurduğu ilk 6 şirketi batıran Tarkan ilk sermayesini bulmuştur. Kan o gün şirkete 75 bin dolar yatırım yapmıştır.
Şimdi şirkete bir yer bulmaya sıra gelmiştir.
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi
ÜMRANİYE’DEKİ KAFE OFİSE CHOPPER’LA GELEN İLK KİŞİ
İlk işyeri Ümraniye’de bir kafedir. Şirketi oradan yönetecektir. Zaten kafenin ondan başka müşterisi de yoktur ve kapanmak üzeredir.
O günlerde kafenin önünde büyük bir motosiklet durur. Üstündeki genç adam kaskını çıkarır ve “Seninle çalışmak istiyorum” der.
Tarkan tam bir Chopper olan büyük motosiklete bakar ve “Biz taşımayı böyle bir motosikletle yapmayı düşünmüyoruz” der...
Genç adam “Hayır, ben pazarlamacıyım. Senin pazarlama bölümünü kurmak istiyorum” der...
Şimdiki Pazarlama Müdürü Cenk Kaya böyle işe başlamıştır. Sonra Ukraynalı bir programcı gelir. Onu İTÜ mezunu genç bir elektronik mühendisi olan Samet Köse izler. Böylece şirket kafeden çalışmaya başlar.
İLK YOLCULAR: YEĞENLER, KUZENLER, ARKADAŞLAR
Artık İstanbul’un, şehir içinde motosikletle yolcu taşıyan bir şirketi vardır.
İlk 1000 yolcunun 150’si kardeşler, kuzenler, aile efradıdır.
Trafik tıkanıklığından bezmiş İstanbul motosikletli yolculuk sistemini bulmuştur.
Setüstü’ndeki merkezlerinde 80 genç insan, gülerek, eğlenerek, neşeyle çalışmaktadır.
Scotty ayrıca başka şirketlere de motosikletle lojistik hizmet veriyor.
Şirketin kurucusu Tarkan Anlar bugün 34 yaşında.
“36 yaşıma geldiğimde Scotty’i uluslararası alanda tanınmış, 1 milyar dolarlık şirket yapmayı hedefliyorum” diyor...
Asker dönüşü bir otogardaki dramatik sahneyle başlayan bu hikaye, Türk gençlerinin dinamizmini, ‘startup’ ruhunu en güzel anlatan hikayelerden biridir.
Trump’ın asla yıkamayacağı bir ruhtur bu.
Ve unutmayın ki, bu çocuklar Kediler Günü’nde şirket logolarını pati haline getiren bir neslin üyeleridir.
ŞİRKETİN ADI STAR TREK FİLMİNDEN ÇIKTI
Sıra şirketin adını bulmaya gelmiştir. Genç bir ‘startup’ şirketi nasıl bir isim bulur? İçinde hem scooter’ı (küçük motosiklet) andıracak, hem uluslararası alanda kavranabilecek, hem de genç işi olacak bir kelime...
Onlar Star Trek ve Star Wars efsanesini bilen bir kuşaktır.
Akıllarına Star Trek’in kahramanı Montgomery ‘Scotty’ Scott gelir... Scotty ismi tamamdır.
BİR YILDA 1.5 MİLYON İŞLEM
Scotty 2017’nin mayıs ayından bu yana 1.5 milyon yolcu ve yemek taşıma işlemi yaptı.
Geçen mayıs ayında kurulan şirketin bugün 8 bin motosikletli sürücüsü var. Bunların 2 bini tam zamanlı çalışmaktadır.
Sürücüler ayda 15 bin liraya varan paralar kazanmaktadır.
Kullanıcıları arasında şirket CEO’ları bile vardır.
NEREDEN NEREYE KAÇA GİDİYORSUNUZ?
Beşiktaş-Levent 12 TL
Şişli-Maslak 20 TL
Kadıköy-Bostancı 15 TL
Ümraniye-Kozyatağı 20 TL
Ataşehir-Üsküdar 35 TL
Ertuğrul ÖZKÖK - Hürriyet
“Tüm kedilerin uluslarası kediler günü kutlu olsun. Scotty bugüne özel logosunu patiledi. Siz de onlara bir kap su ışınlamayı unutmayın.”
17 Şubat 2018 günüydü...
“Neymiş bu Scotty” diye merak ettim.
Kediler Günü’nde içimi böylesine ısıtan tweet’i kimler atmış dedim. Peşine düştüm...
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi
Düştüm ve önüme gencecik insanların yazdığı harika bir başarı hikâyesi çıktı...
Önceki haftalarda 28 yaşındaki insanların kurduğu Kollektif House’u yazmıştım.
Türk ekonomisinin ağır bir saldırı altında olduğu günlerdi.
Genç insanlarımızın böyle durumlarda bile nasıl büyük girişimcilik hikâyeleri yazdığını anlatmak ve hepimize moral vermek istemiştim.
İşte size öyle bir hikâye daha...
BİR BABANIN OTOBÜS GARINDAKİ SÖZLERİ
Hikâyemiz 2009 yılının Haziran ayında İstanbul otogarında yaşanan dramatik bir sahneyle başlıyor.
Genç asker terhis olmuş, o gün evine dönmektedir.
Babası onu otogarda karşılar, sarılır, öper ve şunu söyler:
“Oğlum iflas ettik...”
Bir anda dünyası kararır, hayalleri söner...
Kediler Günü’nde şirketinin logosunu değiştiren Tarkan Anlar’ın ve Scotty’nin gerçek hikâyesi o gün başladı.
Oradan ablasının evine gider...
1984 yılında Tokat’ta doğmuştur. Babası matematik öğretmenidir.
Sonra Marmaris’e yerleşmişlerdir. İlkokulu Marmaris, liseyi İzmir’de okumuştur.
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi
12 YAŞINDA HANUTÇULUKLA BAŞLAYAN BİR KARİYER
Babası Marmaris’te küçük bir kuyumcu dükkânı açmıştır.
On iki yaşına geldiğinde babası “Hadi bakalım, artık çalışma zamanın geldi” demiştir.
Gemilerden inen turistleri babasının dükkânına getirerek başlamıştır işe.
Yani hanutçulukla...
Girişimcilik dehası da orada başlamıştır.
“Turistlere dükkânı tarif etmek yerine alıp kendim götürürdüm. Böylece babamdan para aldığım gibi turistlerden de bahşiş alırdım” diyor...
On dört yaşına geldiğinde ise artık satış elemanı olmuştur. Ancak bir sıkıntısı vardır.
Alman turistleri Almanya’da, İngilizleri de İngiltere’de doğup büyümüş satış elemanları almaktadır.
O günlerde farkeder ki ona sadece Ruslar kalmıştır.
Bişkek’e gider ve 52 günde işini görecek kadar Rusça öğrenir.
O sırada babası işi büyütmüş ve pırlanta işine de girmiştir.
Sık sık Belçika’ya pırlanta almaya o gider... Her şey yolundadır yani... Bu hayal 2009 yılının bir haziran günü bitmiştir.
12 YAŞINDA YAZDIĞI İLK BİLGİSAYAR PROGRAMI
Ablasının evinde playstation oynayarak geçirdiği günlerde 12 yaşında öğrendiği bir şey aklına gelecektir.
Daha o yaşta “coding” öğrenmiştir. Yani bilgisayar yazılımı yapmayı... Yazdığı ilk program “değerli linkler sitesi”ydi.
Yani herkesin çok kullandığı linkleri bir araya toplamış, bir platform oluşturmuştu.
ÜNİVERSİTEDE ACIMASIZ KAPİTALİST OYUNU YAZDI
Daha sonra İzmir’de Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okurken “Kapitalist Online” adlı bir oyun programı yazmıştır.
Oyuna katılan herkese sanal bir sermaye, sanal avukatlar, pazarlama müdürleri veriliyor ve bunlar kendi aralarında “Büyük ve hızlı balık, küçük ve yavaş balığı yutar” esprisiyle kıyasıya bir rekabete giriyorlardı.
Tam bir acımasız kapitalizm oyunuydu. Ancak oyun çok tutulunca ‘server’leri kaldırmaz hale gelmiş, ayrıca sunuculara ödediği parayı karşılayamaz duruma düşmüştü. Bu arada bir başka girişimi daha olmuştur.
Yeni annelere, yeni doğan bebeklerinin ayak izlerinden oluşan kolyeler yapmak.
Anneler kurduğu siteye çocuklarının ayak altlarının fotoğrafını gönderiyor, o da bunlardan kolye yapıyordu. Bu işi tutmuştu ama bir süre için.
BAŞARISIZLIKLARINI ANLATTIĞI PROGRAMLA BAŞARILI OLDU
Hayatının ilk dönemi tam anlamıyla bir başarısızlıklar zinciridir.
Beş şirket kurmuş, beşinde de istediği başarıyı elde edememiştir.
Bunun üzerine girişimcilerin başarısızlıklarını anlattığı bir etkinlik düzenler ve o başarılı olur.
Artık aylak adam günlerinin bitmesi gerekmektedir.
Taksiciliğe başlar. Yaşadıkları sitenin çocuklarının eline ilanlar verip dağıttırır. Kurduğu araç filosu ile de taşımacılık sektörüne ilk adımını atmış olur. Arabalar 24 saat çalışırsa kârlı olmaktadır. Bunun için 4 vardiya çalışmalıdırlar.
Ancak araç değişimi sırasında büyük zaman kaybı olmaktadır. İşte bu kaybı önlemek için bir program yazar.
BİR SİLİKON VADİSİ PRENSİ İLE TANIŞIYOR
İşte tam o günlerde hayatını değiştirecek bir insanla tanışır.
Bu kişi Silikon Vadisi’nin tanınmış internet yatırımcılarından biri olan Justin Kan’dır... Justin.tv ve Twitch.tv’nin kurucusudur. Bir konferans için Türkiye’ye gelmiş; o da konferansa gidince tanışmıştır.
Justin Kan o günlerde evlenmek üzeredir ve müstakbel eşi için özel bir yüzük yaptırmak istemektedir. Bunu, pırlanta işini bilen Tarkan Anlar’a söyler.
O da oturup kendisi bir yüzük tasarlar, yapımını baştan sona videoya çeker ve Silikon Vadisi prensine gönderir.
O da, müstakbel eşi de çok beğenir...
Yüzüğün parasını gönderirken “Ben de senin için ne yapabilirim?” deyince Tarkan şu cevabı verir:
“Sadece arkadaşlığınızı ve tavsiyelerinizi verin”
BİR YÜZÜKLE GELEN İLK YATIRIM 75 BİN DOLAR
Tarkan o sıralarda Endonezya’daki bir şirketi keşfetmiştir. Bu şirket şehir içinde motosikletle insan taşımacılığı yapmaktadır. Şirket çok tutulmuş ve milyar dolarlık değere ulaşmıştır.
Bunun aynısını İstanbul’da yapabilir miyim diye düşünmektedir. Bunu Justin Kan’a açar ve ne tavsiye ettiğini sorar.
Aldığı cevap şudur:“Ben bedava tavsiye vermem. Tavsiye veririm, ama şirketine de yatırım yaparım.”
Kurduğu ilk 6 şirketi batıran Tarkan ilk sermayesini bulmuştur. Kan o gün şirkete 75 bin dolar yatırım yapmıştır.
Şimdi şirkete bir yer bulmaya sıra gelmiştir.
Otogarda dramla doğan bir Kediler Günü şirketi
ÜMRANİYE’DEKİ KAFE OFİSE CHOPPER’LA GELEN İLK KİŞİ
İlk işyeri Ümraniye’de bir kafedir. Şirketi oradan yönetecektir. Zaten kafenin ondan başka müşterisi de yoktur ve kapanmak üzeredir.
O günlerde kafenin önünde büyük bir motosiklet durur. Üstündeki genç adam kaskını çıkarır ve “Seninle çalışmak istiyorum” der.
Tarkan tam bir Chopper olan büyük motosiklete bakar ve “Biz taşımayı böyle bir motosikletle yapmayı düşünmüyoruz” der...
Genç adam “Hayır, ben pazarlamacıyım. Senin pazarlama bölümünü kurmak istiyorum” der...
Şimdiki Pazarlama Müdürü Cenk Kaya böyle işe başlamıştır. Sonra Ukraynalı bir programcı gelir. Onu İTÜ mezunu genç bir elektronik mühendisi olan Samet Köse izler. Böylece şirket kafeden çalışmaya başlar.
İLK YOLCULAR: YEĞENLER, KUZENLER, ARKADAŞLAR
Artık İstanbul’un, şehir içinde motosikletle yolcu taşıyan bir şirketi vardır.
İlk 1000 yolcunun 150’si kardeşler, kuzenler, aile efradıdır.
Trafik tıkanıklığından bezmiş İstanbul motosikletli yolculuk sistemini bulmuştur.
Setüstü’ndeki merkezlerinde 80 genç insan, gülerek, eğlenerek, neşeyle çalışmaktadır.
Scotty ayrıca başka şirketlere de motosikletle lojistik hizmet veriyor.
Şirketin kurucusu Tarkan Anlar bugün 34 yaşında.
“36 yaşıma geldiğimde Scotty’i uluslararası alanda tanınmış, 1 milyar dolarlık şirket yapmayı hedefliyorum” diyor...
Asker dönüşü bir otogardaki dramatik sahneyle başlayan bu hikaye, Türk gençlerinin dinamizmini, ‘startup’ ruhunu en güzel anlatan hikayelerden biridir.
Trump’ın asla yıkamayacağı bir ruhtur bu.
Ve unutmayın ki, bu çocuklar Kediler Günü’nde şirket logolarını pati haline getiren bir neslin üyeleridir.
ŞİRKETİN ADI STAR TREK FİLMİNDEN ÇIKTI
Sıra şirketin adını bulmaya gelmiştir. Genç bir ‘startup’ şirketi nasıl bir isim bulur? İçinde hem scooter’ı (küçük motosiklet) andıracak, hem uluslararası alanda kavranabilecek, hem de genç işi olacak bir kelime...
Onlar Star Trek ve Star Wars efsanesini bilen bir kuşaktır.
Akıllarına Star Trek’in kahramanı Montgomery ‘Scotty’ Scott gelir... Scotty ismi tamamdır.
BİR YILDA 1.5 MİLYON İŞLEM
Scotty 2017’nin mayıs ayından bu yana 1.5 milyon yolcu ve yemek taşıma işlemi yaptı.
Geçen mayıs ayında kurulan şirketin bugün 8 bin motosikletli sürücüsü var. Bunların 2 bini tam zamanlı çalışmaktadır.
Sürücüler ayda 15 bin liraya varan paralar kazanmaktadır.
Kullanıcıları arasında şirket CEO’ları bile vardır.
NEREDEN NEREYE KAÇA GİDİYORSUNUZ?
Beşiktaş-Levent 12 TL
Şişli-Maslak 20 TL
Kadıköy-Bostancı 15 TL
Ümraniye-Kozyatağı 20 TL
Ataşehir-Üsküdar 35 TL
Ertuğrul ÖZKÖK - Hürriyet
24 Ağustos 2018 Cuma
Müşteri deneyiminde başarının anahtarı dürüstlük
KPMG, 14 farklı ülkeden yaklaşık 55 bin katılımcı ile gerçekleştirdiği 2018 Müşteri Deneyimi Mükemmelliği Analizi’nde yaklaşık bin 400 markayı mercek altına aldı
Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık firması KPMG, tüm dünyada küresel müşteri deneyimi trendlerini araştırdı. 9 yıldır sürdürdüğü, 2 milyonu aşkın tüketiciyle ve toplamda 2.300 marka için gerçekleştirdiği değerlendirmeler sonucunda mükemmel müşteri deneyiminin ‘Altı Sütun’dan oluşan DNA’sını çıkardı.
Kişiselleştirme, dürüst ve ilkeli olma, müşteri beklentileri, sorunları çözüme kavuşturma, harcanan zaman ve çabayı minimuma indirme ve empatiden oluşan ‘Altı Sütun’da güçlü performans göstermek, müşterilerin sadakat ve savunuculuk seviyesini artırarak ticari başarıyı beraberinde getiriyor.
Rapora göre şirketler, müşterinin motivasyonu, dikkati, bağlantısı, zamanı ve bütçesinden oluşan beş boyutlu yaklaşımla günümüzün tüketicilerini etkileyen unsurları açıkça görerek bütünsel bir yol haritası çizebiliyor.
Güven krizinin çözümü: dürüstlük ekonomisi
KPMG’nin yayımladığı 2018 CEO Araştırması’na göre CEO'ların yüzde 38'i, markalarının Y kuşağının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden konumlandırılması gerektiğini düşünüyor.
Markalaşma, seneler içinde markanın kimlik, farklılaştırıcı unsur ve kalite göstergesi olarak yaratıldığı aşamalardan geçti. Günümüzde ise markalaşma, güçlü bir değer önermesi çerçevesinde tanımlanıyor. Markanın belli değer yargıları içeren bir felsefeye bağlı olması ve bu felsefeyle ilişkili iyi anlatılan bir hikayeye sahip olması gerekiyor. Bütün sektörleri sarsan Y kuşağı için bir markanın ‘neden’ ve ‘nasıl’ sorularına verdiği yanıtlar, ‘ne’ sorusuna verdiği yanıt kadar önemli. Lider oyuncular, müşterilerin ürün ve deneyimlerin aktif şekillendiricisi olarak markaya katılmasını destekliyor ve onlarla iki yönlü bir iletişim kurarak başarıya ulaşıyor.
Rapora göre aynı insan ilişkilerinde olduğu gibi dürüstlük ve onun sonucunda oluşan güven, marka ile müşteri arasındaki ilişkinin temelini oluşturuyor. Güven krizi yaşayan dünyada müşteriyi çekmek için markaların açık ve dürüst iletişim kurması gerekiyor. Araştırma sonucuna göre dürüstlük ve ilkelilik, müşterinin bir markayı başkalarına önermesi için en önemli faktör olarak öne çıkıyor.
Yeni trend ‘glokalleşme’
Mükemmel müşteri deneyimi sağlayabilen şirketler, pazarlama, konumlandırma ve satış boyutlarını küresel bir değer önermesi çerçevesinde yerelleştiriyor. Ürün veya hizmetin yerel kültüre uygun hale getirilme seviyesi markalar arasında değişkenlik gösterse de, önde gelen oyuncular, standartlaştırma ile yerel hassasiyet arasında nereye çizgi çekeceğini biliyor; pazarın nüanslarını anlayıp duyarlılığını koruyarak tutarlı bir marka hikayesi yaratıyor. Bu sayede küresel ürün ve hizmetler ile yerel tüketici arasında bağ kuruyor.
Öte yandan, küresel şirketlerin henüz iz bırakamadığı pazarlarda yerel markalar oldukça geçerli ve etkileşim yaratan yaklaşımları sayesinde müşteri tabanını büyütüyor. Bu da, küresel markaların hızlı büyümesi için pazara ilk giren oyuncu olmanın çok büyük avantaj sağladığına işaret ediyor.
Dijitalleşme firmaları bir adım öteye taşıyor
Rapor, şirketlerin Y kuşağına seslenmek için küçük detaylara önem vermesi, sağlanan ürün veya hizmetin tutarlılığını durmadan takip etmesi ve sürekli gelişme için müşteri geri bildirimlerinden faydalanması gerektiğini belirtiyor.
Lider şirketler artırılmış gerçeklik, sanal yardımcılar, akıllı robotlar gibi yeni teknolojileri şimdiden rekabet üstünlüğü sağlamak için kullanıyor. Ancak yeni teknolojilerin gelişme hızı nedeniyle şirketler hangi teknolojiyi takip edeceği ve önceliklendireceği konusunda net seçimler yapmak zorunda kalıyor. Araştırma sonuçları dijital teknolojileri etkin şekilde kullanabilen şirketlerin yüzde 61'inin, rakiplerinden daha yüksek gelir artışına sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık firması KPMG, tüm dünyada küresel müşteri deneyimi trendlerini araştırdı. 9 yıldır sürdürdüğü, 2 milyonu aşkın tüketiciyle ve toplamda 2.300 marka için gerçekleştirdiği değerlendirmeler sonucunda mükemmel müşteri deneyiminin ‘Altı Sütun’dan oluşan DNA’sını çıkardı.
Kişiselleştirme, dürüst ve ilkeli olma, müşteri beklentileri, sorunları çözüme kavuşturma, harcanan zaman ve çabayı minimuma indirme ve empatiden oluşan ‘Altı Sütun’da güçlü performans göstermek, müşterilerin sadakat ve savunuculuk seviyesini artırarak ticari başarıyı beraberinde getiriyor.
Rapora göre şirketler, müşterinin motivasyonu, dikkati, bağlantısı, zamanı ve bütçesinden oluşan beş boyutlu yaklaşımla günümüzün tüketicilerini etkileyen unsurları açıkça görerek bütünsel bir yol haritası çizebiliyor.
Güven krizinin çözümü: dürüstlük ekonomisi
KPMG’nin yayımladığı 2018 CEO Araştırması’na göre CEO'ların yüzde 38'i, markalarının Y kuşağının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden konumlandırılması gerektiğini düşünüyor.
Markalaşma, seneler içinde markanın kimlik, farklılaştırıcı unsur ve kalite göstergesi olarak yaratıldığı aşamalardan geçti. Günümüzde ise markalaşma, güçlü bir değer önermesi çerçevesinde tanımlanıyor. Markanın belli değer yargıları içeren bir felsefeye bağlı olması ve bu felsefeyle ilişkili iyi anlatılan bir hikayeye sahip olması gerekiyor. Bütün sektörleri sarsan Y kuşağı için bir markanın ‘neden’ ve ‘nasıl’ sorularına verdiği yanıtlar, ‘ne’ sorusuna verdiği yanıt kadar önemli. Lider oyuncular, müşterilerin ürün ve deneyimlerin aktif şekillendiricisi olarak markaya katılmasını destekliyor ve onlarla iki yönlü bir iletişim kurarak başarıya ulaşıyor.
Rapora göre aynı insan ilişkilerinde olduğu gibi dürüstlük ve onun sonucunda oluşan güven, marka ile müşteri arasındaki ilişkinin temelini oluşturuyor. Güven krizi yaşayan dünyada müşteriyi çekmek için markaların açık ve dürüst iletişim kurması gerekiyor. Araştırma sonucuna göre dürüstlük ve ilkelilik, müşterinin bir markayı başkalarına önermesi için en önemli faktör olarak öne çıkıyor.
Yeni trend ‘glokalleşme’
Mükemmel müşteri deneyimi sağlayabilen şirketler, pazarlama, konumlandırma ve satış boyutlarını küresel bir değer önermesi çerçevesinde yerelleştiriyor. Ürün veya hizmetin yerel kültüre uygun hale getirilme seviyesi markalar arasında değişkenlik gösterse de, önde gelen oyuncular, standartlaştırma ile yerel hassasiyet arasında nereye çizgi çekeceğini biliyor; pazarın nüanslarını anlayıp duyarlılığını koruyarak tutarlı bir marka hikayesi yaratıyor. Bu sayede küresel ürün ve hizmetler ile yerel tüketici arasında bağ kuruyor.
Öte yandan, küresel şirketlerin henüz iz bırakamadığı pazarlarda yerel markalar oldukça geçerli ve etkileşim yaratan yaklaşımları sayesinde müşteri tabanını büyütüyor. Bu da, küresel markaların hızlı büyümesi için pazara ilk giren oyuncu olmanın çok büyük avantaj sağladığına işaret ediyor.
Dijitalleşme firmaları bir adım öteye taşıyor
Rapor, şirketlerin Y kuşağına seslenmek için küçük detaylara önem vermesi, sağlanan ürün veya hizmetin tutarlılığını durmadan takip etmesi ve sürekli gelişme için müşteri geri bildirimlerinden faydalanması gerektiğini belirtiyor.
Lider şirketler artırılmış gerçeklik, sanal yardımcılar, akıllı robotlar gibi yeni teknolojileri şimdiden rekabet üstünlüğü sağlamak için kullanıyor. Ancak yeni teknolojilerin gelişme hızı nedeniyle şirketler hangi teknolojiyi takip edeceği ve önceliklendireceği konusunda net seçimler yapmak zorunda kalıyor. Araştırma sonuçları dijital teknolojileri etkin şekilde kullanabilen şirketlerin yüzde 61'inin, rakiplerinden daha yüksek gelir artışına sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Borç aldığı 50 dolarla kurdu! Şimdi bir dünya devi
Babasından aldığı 50 dolar ile bugün dünya genelinde 5 bine yakın mağazası bulunan Nike'ı kuran Phil Knight'in ilham veren hikayesine tanık olmaya ne dersiniz?
Bugün dünyanın en çok satan spor ayakkabı markalarından biri olan Nike'ın kurucusu Phil Knight, sadece 50 dolar ile hayallerini inşa etmeye başlamış bir isim.
Babasından aldığı borç para ile ilk adımları atan ünlü girişimcinin hikayesi ilham verici.
Bugün dünyanın en çok satan spor ayakkabı markalarından biri olan Nike'ın kurucusu Phil Knight, sadece 50 dolar ile hayallerini inşa etmeye başlamış bir isim.
Babasından aldığı borç para ile ilk adımları atan ünlü girişimcinin hikayesi ilham verici.
1962 yılında Japonya'dan ucuz ayakkabı ithal etme amacıyla yola çıkan Knight, babasından aldığı 50 dolarla Japonya'ya seyahatini gerçekleştirdi.
Orada tanıştığı Amerikalılardan Onitsuka adında bir şirketin ismini duyan girişimci bu fabrikaya vardığında hayali bir iş yaratmak durumunda kaldı.
Blue Ribbon adlı bir şirkette çalıştığını söyleyen ünlü girişimci, Amerika'daki piyasalar hakkında da fabrika çalışanlarını bilgilendirdi.
Uzun bir sohbetin ardından ise fabrika sahipleri Amerika distribütörlüğünü Blue Ribbon'a vermeye karar verdiler.
Hemen babasını arayan Knight fabrikaya şirket adına 50 dolar göndermesini istedi.
Amerika'ya dönen ünlü girişimci Onitsuka'dan ayakkabıları göndermesini istedi ama bu süre zarfında da para kazanması gerekiyordu.
İkinci iş olarak muhasebeciliğe başlayan Knight, 1964 yılında ilk ayakkabı siparişlerini eline almanın sevincini yaşıyordu.
Hemen ayakkabıları koşu antrenörüne incelemesi için götüren girişimci antrenörün şirkete ortak olma isteği ile karşılaştı.
Şirketin %49'unu antrenörüne veren Knight aynı gün fabrikadan 1000 dolarlık bir ayakkabı siparişi daha istedi.
Koşu takımlarını ilk hedefi olarak belirleyen Knight, kısa zamanda büyük oranda satış yapmayı başardı.
Bankadan kredi çekerek 900 ayakkabı daha alan girişimci iyi bir ortak ve iyi bir ürünle baş başa kalmıştı.
İLK KRİZ VE SONRASINDA BÜYÜME
Kısa süre sonra ilk krizi ile karşılaşan Knight, Onitsuka'nın Amerika distribütörlüğünü başkasına vermek istediğini öğrendi.
Hemen ilk uçağa atlayıp Onitsuka'ya giden girişimci uzun bir görüşme sonunda distribütörlük haklarını korumayı başardı.
Ayakları destekleyen yeni modelleri fabrikaya gönderen Knight, ilk elemanı Jeff Johnson'ı doğuda açılan merkezin başında görevlendirdi.
Knight, Onitskuka'ya diğer bir alternatif olarak Nike markasını yaratmaya karar verdi.
1972 yılındaki uluslararası fuar deneyimi sonrasında Onitsuka ile yolları ayıran Knight artık kendi kanatlarıyla uçmaya hazırdı.
1974 yılında 8 milyon doların üzerinde bir satış rakamı yakalayan Nike'ın stratejisi artık sadece sporculara özel ayakkabılar değil günlük hayatta da tercih edilebilecek ayakkabılar yaratmaktı.
1976 yılında ise 14 milyon dolarlık bir satışla Nike artık gerçek bir markaydı.
Markanın logosu ise kuş kanadı ve hareket öğelerine benzeyen Swoosh oldu.
Nike bugün dünya genelinde 5 binin üzerinde mağazada satılıyor.
6 Ağustos 2018 Pazartesi
Akhisarspor'un tarihi başarısı
Ziraat Türkiye Kupası'nı ilk kez kazanarak geçen sezonu kapatan Akhisarspor, Süper Kupa'nın sahibi olarak yeni sezona da bir ilkle girdi. Süper Kupa'yı en çok kazanan takım unvanına sahip Galatasaray, bu kupayı 3. kez kaybetti
TFF Süper Kupa karşılaşmasında Galatasaray'a penaltılarda üstünlük sağlayan Akhisarspor, tarihinde ilk kez bu kupayı kazandı. Geçtiğimiz sezonu finalde Fenerbahçe'yi mağlup ederek Ziraat Türkiye Kupası'nın ilk kez sahibi olarak kapayan Akhisarspor, yeni sezon öncesi bir tarihi başarıya daha imza attı.
Galatasaray 3. kez kaybetti
Süper Kupa'yı 5 kezle şimdiye dek en çok kazanan takım Galatasaray, 8. kez mücadele ettiği kupayı 3. kez kaybetti.
Almanya'nın Frankfurt kentinde 2006'da oynanan ilk Süper Kupa maçında Beşiktaş'a yenilen sarı-kırmızılı takım, daha sonra 2008'de yine Almanya'da, Duisburg kentinde yapılan kupa maçında Kayserispor ile karşılaştı. Galatasaray rakibine üstünlük sağlayarak ilk kez Süper Kupa'da mutlu sona ulaştı.
2012'de Erzurum ve 2013'te Kayseri'de Fenerbahçe karşısında kupayı kazanan Galatasaray, 2014'te ise Manisa'da oynanan maçta sarı-lacivertli takıma penaltılarda mağlup oldu.
Galatasaray, 2015'te Ankara'da Bursaspor, 2016'da ise Konya'da Beşiktaş karşısında kupayı kazanma başarısı gösterdi.
Terim 400. maçında 18. kupa şansını kullanamadı
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, Akhisarspor karşılaşması ile sarı-kırmızılı takımın başındaki 400. resmi maçına çıktı.
Terim, Galatasaray'daki 400. maçında 18. kupasını kazanma şansını kullanamadı.
Türk futbolunun Avrupa kupalarındaki en önemli başarısı gösterilen UEFA Kupası şampiyonluğunu 2000 yılında Terim'le elde eden sarı-kırmızılı takım, tecrübeli çalıştırıcıyla bugüne kadar 7 lig, 2 Türkiye Kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 TFF Süper Kupa ve 3 TSYD Kupası şampiyonluğu yaşadı.
TFF Süper Kupa karşılaşmasında Galatasaray'a penaltılarda üstünlük sağlayan Akhisarspor, tarihinde ilk kez bu kupayı kazandı. Geçtiğimiz sezonu finalde Fenerbahçe'yi mağlup ederek Ziraat Türkiye Kupası'nın ilk kez sahibi olarak kapayan Akhisarspor, yeni sezon öncesi bir tarihi başarıya daha imza attı.
Galatasaray 3. kez kaybetti
Süper Kupa'yı 5 kezle şimdiye dek en çok kazanan takım Galatasaray, 8. kez mücadele ettiği kupayı 3. kez kaybetti.
Almanya'nın Frankfurt kentinde 2006'da oynanan ilk Süper Kupa maçında Beşiktaş'a yenilen sarı-kırmızılı takım, daha sonra 2008'de yine Almanya'da, Duisburg kentinde yapılan kupa maçında Kayserispor ile karşılaştı. Galatasaray rakibine üstünlük sağlayarak ilk kez Süper Kupa'da mutlu sona ulaştı.
2012'de Erzurum ve 2013'te Kayseri'de Fenerbahçe karşısında kupayı kazanan Galatasaray, 2014'te ise Manisa'da oynanan maçta sarı-lacivertli takıma penaltılarda mağlup oldu.
Galatasaray, 2015'te Ankara'da Bursaspor, 2016'da ise Konya'da Beşiktaş karşısında kupayı kazanma başarısı gösterdi.
Terim 400. maçında 18. kupa şansını kullanamadı
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, Akhisarspor karşılaşması ile sarı-kırmızılı takımın başındaki 400. resmi maçına çıktı.
Terim, Galatasaray'daki 400. maçında 18. kupasını kazanma şansını kullanamadı.
Türk futbolunun Avrupa kupalarındaki en önemli başarısı gösterilen UEFA Kupası şampiyonluğunu 2000 yılında Terim'le elde eden sarı-kırmızılı takım, tecrübeli çalıştırıcıyla bugüne kadar 7 lig, 2 Türkiye Kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 TFF Süper Kupa ve 3 TSYD Kupası şampiyonluğu yaşadı.
1 Ağustos 2018 Çarşamba
Evinde üretti! Devlere meydan okuyor...
Gaziantep’te, lise mezunu Müslüm İncedal, kendi imkanlarıyla evinde yaptığı endüstriyel kameralarla, teknoloji devlerine meydan okuyor. İncedal, son olarak ürettiği kızılötesi kamerayı TÜBİTAK’a sattı.
Meslek lisesi mezunu Müslüm İncedal (37), uzun yıllar fabrikalarda çalışmasının ardından işinden ayrılarak kendini endüstriyel görüntüleme üzerine geliştirdi. Yaklaşık 10 yıl önce başladığı işinde başarılı olan İncedal, yaptığı kameraları sanayiden, tarıma birçok alanda faaliyet gösteren şirketlere sattı. Son olarak yazılımı da kendisine ait olan kızılötesi kamerayı TÜBİTAK’a satan, İncedal, ülkenin ihtiyacı olan ve yurt dışından getirilen kameraları üretebilmek ve piyasaya sürebilmek için yetkililerden yardım istiyor.
Yazılımı ve tasarımı evinde gerçekleştirerek solucan gübresindeki yumurta kaybını önlemek için sensör yapan, Almanya’da yapımı devam eden Türk denizaltılarındaki çatlaklıkları tespit etmek için özel kamera geliştiren Müslüm İncedal, "Devlet yetkilileri bana sahip çıksınlar, ülkemiz için büyük işler yapabilirim" dedi.
Türkiye’ye ithal edilen teknolojik ürünleri kendisinin üretebildiğini ifade eden İncedal, "Çok çeşitli özellikleri bulunan termal kameralar üretiyorum. 10 yıldır ben bu işle uğraşıyorum, bu ürünleri geliştirirken ilk seviyeden elektronik kart tasarımı, tüm yazımları kendim geliştiriyorum. Kesinlikle bu ürünler Türkiye’de üretilmiyor. Yurt dışında bu kameralar 100 bin dolar civarında ben ise devlet kurumlarına çok ucuza 15-20 bin liraya satıyorum" diye konuştu.
TÜBİTAK SATIN ALDI
Yaptığı bazı kameraların benzerinin dünyada yapılmadığını iddia eden İncedal şunları söyledi:
"Geliştirdiğim sistemler şu an endüstride kullanılıyor. Daha sonra daha ileri seviyelere götürdüm. Tabi bunları hep bireysel olarak yaptım. TÜBİTAK’a başvurduğumda üniversite mezunu olmadığım için girişimci sıfatında olamadım ve destek alamadım. Ben de kendim bireysel çözümler üretip insanları faydalı olacak bir şekilde ürüne dönüştürdüm. Bu ürünler ülkemizde üretilmiyor, yurt dışında da çok pahalı fiyatlara Türkiye’ye satılıyor. Şu anda gelmiş olduğum noktada askeri alana bile girebilecek termal kızılötesi görüntüleme sistemini dönüştürdüm. Bu dönüştürmüş olduğum görüntülemeyi en son TÜBİTAK’a sattım. İnternet üzerinden beni bulmuşlar, TÜBİTAK’tan güneş panellerinin katmanları arasındaki çatlaklığı tespit edip, o çatlaklıklar güneş panellerinin verimliliğini düşürüyormuş. O verimlilikteki çatlağı tespit etmek için alt katmanları görüntüleyecek çeşitli özellikteki kameralara ihtiyaç duyduklarını söylediler. Ben de bunu kendilerine gönderdim. Önce bana inanmadılar sonra proje dosyalarını gönderdim ve benim yaptığıma inandılar. Daha sonra aracı firma ile benden bu kameraları satın aldılar. Kullandıklarında gayet başarılı sonuçlar elde ettiler. Orada başarılı bir şekilde kullanılmasından sonra bunun çok farklı alanlarda da kullanılabileceğini düşünüyorum."
TÜRK DENİZALTILARININ ÇATLAKLARINI ÜRETTİĞİ KAMERAYLA KONTROL EDİYOR
İncedal, Alman sanayi devi ThyssenKrupp'un, Türkiye için ürettiği 6 avcı denizaltının kaynak birleşim noktalarını kontrol için kendisinden yardım istenildiğini da öne sürerek, "Bu firma için de endoskop kamera üretiyorum. Bu kamera insanın göremediği dar yerlere girerek buradaki kaynak birleşim noktalarında çatlakları görecek. Şu anda büyük mesafe kat ettim. Kamera sayesinde daha kaynak yapılırken izi takip edilecek, kaynağın sağlamlığı ve eksik olan yerleri görülebilecek" dedi.
100 BİN DOLARLIK KAMERAYI 20 BİN LİRAYA SATIYOR
Ürettiği cihazların yazılım ve elektronik kart tasarımlarına kadar kendisinin yaptığını belirten İncedal şöyle devam etti:
"Kesinlikle bu ürünler Türkiye’de üretilmiyor. Yurt dışında bu kameralar 100 bin dolar civarındı ben ise devlet kurumlarına çok ucuza 15-20 bin liraya satıyorum. Endüstriyel uygulamalarda çok ucuz bir şekilde satabiliyorum. Şimdiye kadar devletten tek kuruş destek görmedim. Kazandığım paranın tamamını bu işlere harcadım. Kazancımla araştırma geliştirme projelerimi oluşturup planlayıp onların finanse eden bir kişi olduğum için bir aşama elde edemiyorum. Kurumsal yapı haline dönüp yurt içi ve dışında satılsa Türkiye adına ciddi anlamda bir kazanç olur. Tüm üniversitelerin akademik birimlerinde benden teknik anlamda destek isteyen tanıdıklarım var. O insanlarla paylaşıyorum ve inanamıyorlar."
İncedal, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’ndan destek isteyerek gerekli imkanların sunulması halinde ürettiği sistemleri ihraç ederek ülke ekonomisine katkıda bulunabileceğini ifade etti.
Meslek lisesi mezunu Müslüm İncedal (37), uzun yıllar fabrikalarda çalışmasının ardından işinden ayrılarak kendini endüstriyel görüntüleme üzerine geliştirdi. Yaklaşık 10 yıl önce başladığı işinde başarılı olan İncedal, yaptığı kameraları sanayiden, tarıma birçok alanda faaliyet gösteren şirketlere sattı. Son olarak yazılımı da kendisine ait olan kızılötesi kamerayı TÜBİTAK’a satan, İncedal, ülkenin ihtiyacı olan ve yurt dışından getirilen kameraları üretebilmek ve piyasaya sürebilmek için yetkililerden yardım istiyor.
Yazılımı ve tasarımı evinde gerçekleştirerek solucan gübresindeki yumurta kaybını önlemek için sensör yapan, Almanya’da yapımı devam eden Türk denizaltılarındaki çatlaklıkları tespit etmek için özel kamera geliştiren Müslüm İncedal, "Devlet yetkilileri bana sahip çıksınlar, ülkemiz için büyük işler yapabilirim" dedi.
Türkiye’ye ithal edilen teknolojik ürünleri kendisinin üretebildiğini ifade eden İncedal, "Çok çeşitli özellikleri bulunan termal kameralar üretiyorum. 10 yıldır ben bu işle uğraşıyorum, bu ürünleri geliştirirken ilk seviyeden elektronik kart tasarımı, tüm yazımları kendim geliştiriyorum. Kesinlikle bu ürünler Türkiye’de üretilmiyor. Yurt dışında bu kameralar 100 bin dolar civarında ben ise devlet kurumlarına çok ucuza 15-20 bin liraya satıyorum" diye konuştu.
TÜBİTAK SATIN ALDI
Yaptığı bazı kameraların benzerinin dünyada yapılmadığını iddia eden İncedal şunları söyledi:
"Geliştirdiğim sistemler şu an endüstride kullanılıyor. Daha sonra daha ileri seviyelere götürdüm. Tabi bunları hep bireysel olarak yaptım. TÜBİTAK’a başvurduğumda üniversite mezunu olmadığım için girişimci sıfatında olamadım ve destek alamadım. Ben de kendim bireysel çözümler üretip insanları faydalı olacak bir şekilde ürüne dönüştürdüm. Bu ürünler ülkemizde üretilmiyor, yurt dışında da çok pahalı fiyatlara Türkiye’ye satılıyor. Şu anda gelmiş olduğum noktada askeri alana bile girebilecek termal kızılötesi görüntüleme sistemini dönüştürdüm. Bu dönüştürmüş olduğum görüntülemeyi en son TÜBİTAK’a sattım. İnternet üzerinden beni bulmuşlar, TÜBİTAK’tan güneş panellerinin katmanları arasındaki çatlaklığı tespit edip, o çatlaklıklar güneş panellerinin verimliliğini düşürüyormuş. O verimlilikteki çatlağı tespit etmek için alt katmanları görüntüleyecek çeşitli özellikteki kameralara ihtiyaç duyduklarını söylediler. Ben de bunu kendilerine gönderdim. Önce bana inanmadılar sonra proje dosyalarını gönderdim ve benim yaptığıma inandılar. Daha sonra aracı firma ile benden bu kameraları satın aldılar. Kullandıklarında gayet başarılı sonuçlar elde ettiler. Orada başarılı bir şekilde kullanılmasından sonra bunun çok farklı alanlarda da kullanılabileceğini düşünüyorum."
TÜRK DENİZALTILARININ ÇATLAKLARINI ÜRETTİĞİ KAMERAYLA KONTROL EDİYOR
İncedal, Alman sanayi devi ThyssenKrupp'un, Türkiye için ürettiği 6 avcı denizaltının kaynak birleşim noktalarını kontrol için kendisinden yardım istenildiğini da öne sürerek, "Bu firma için de endoskop kamera üretiyorum. Bu kamera insanın göremediği dar yerlere girerek buradaki kaynak birleşim noktalarında çatlakları görecek. Şu anda büyük mesafe kat ettim. Kamera sayesinde daha kaynak yapılırken izi takip edilecek, kaynağın sağlamlığı ve eksik olan yerleri görülebilecek" dedi.
100 BİN DOLARLIK KAMERAYI 20 BİN LİRAYA SATIYOR
Ürettiği cihazların yazılım ve elektronik kart tasarımlarına kadar kendisinin yaptığını belirten İncedal şöyle devam etti:
"Kesinlikle bu ürünler Türkiye’de üretilmiyor. Yurt dışında bu kameralar 100 bin dolar civarındı ben ise devlet kurumlarına çok ucuza 15-20 bin liraya satıyorum. Endüstriyel uygulamalarda çok ucuz bir şekilde satabiliyorum. Şimdiye kadar devletten tek kuruş destek görmedim. Kazandığım paranın tamamını bu işlere harcadım. Kazancımla araştırma geliştirme projelerimi oluşturup planlayıp onların finanse eden bir kişi olduğum için bir aşama elde edemiyorum. Kurumsal yapı haline dönüp yurt içi ve dışında satılsa Türkiye adına ciddi anlamda bir kazanç olur. Tüm üniversitelerin akademik birimlerinde benden teknik anlamda destek isteyen tanıdıklarım var. O insanlarla paylaşıyorum ve inanamıyorlar."
İncedal, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’ndan destek isteyerek gerekli imkanların sunulması halinde ürettiği sistemleri ihraç ederek ülke ekonomisine katkıda bulunabileceğini ifade etti.
Yerli tramvayın üreticisinden yeni hedef
Son olarak Polonya'nın Olsztyn Belediyesi'nin açtığı tramvay ihalesini kazanan Durmazlar Makine, önümüzdeki dönem yerlilik oranını yüzde 87'den yüzde 100'e çıkarmayı hedefliyor
Polonya'nın Olsztyn Belediyesi tarafından açılan tramvay ihalesini kazanan ve bu alanda Türkiye'nin ilk ihracat sözleşmesini imzalayan Durmazlar Holding, sektörde dünya markası olmayı hedefliyor.
Ürettiği tramvay ve hafif raylı araçlarda yüzde 87 yerlilik oranını yakalayan firma, bu oranı yüzde 100'e çıkarmak için çalışıyor.
Durmazlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Durmaz yaptığı açıklamada, Bursa'da kurulu fabrikalarında 2009 yılında tramvay ve hafif raylı metro aracı üretmeye başladıklarını söyledi.
Tramvay ve hafif raylı metro aracı üretiminde bünyelerindeki Durmazlar Makine'nin çalışanlarının altyapısı olduğunu belirten Durmaz, "Bizim aracımız kendi tasarımımız, yazılımlarımız kendi yazılımlarımız. Hepsi Türkiye'nin vatandaşları, pırıl pırıl delikanlılar, genç kızlarımız bu tramvayları, trenleri hareket ettiriyorlar, insanımızın kullanımına sunuyorlar." dedi.
Durmaz, bu alanda 2009 yılında üretime başladıklarını ve ilk araç teslimatını 2013 yılında gerçekleştirdiklerini dile getirerek, "O yıl ilk aracımız Bursa sokaklarında yürümeye başladı. Bursa'ya 6 araç satmıştık. Arkasından 12 tramvay daha sattık. 60 adet de hafif raylı metro aracından sattık." diye konuştu.
"Büyümenin sancılarını çekmiyoruz"
Bursa'nın ardından yeni ürettikleri ve "Panorama'' adını verdikleri araçlardan Samsun ve Kocaeli'ye sattıklarını ifade eden Durmaz, söz konusu araçların artık bu şehirlerde dolaştığını anlattı.
Durmaz, Türkiye'de gösterdikleri başarıyı yurt dışına taşımak istediklerini, bu amaçla Polonya'nın Olsztyn Belediyesi tarafından açılan ihaleye girdiklerini belirterek, "Polonya'da bu yılın şubat ayında ihaleyi kazandık. Geçtiğimiz günlerde de bu sözleşmeyi imzaladık. Bundan sonraki süreçte inşallah Avrupa'nın ve dünyanın diğer ülkelerinde de ihalelere katılabiliriz. Bu süreç zorlu bir süreç. Dikkatli yürümemiz gerek. Büyümenin sancılarını çekmiyoruz. Neredeyse 10 senelik süreçte Avrupa'ya alnımız ak olarak araç ihraç edebilecek bir konuma gelmiş durumdayız." dedi.
Ürettikleri araçları Türkiye'deki belediyelere yurt dışındaki firmaların yarı fiyatına verdiklerini söyleyen Durmaz, şöyle devam etti:
"Allah sağlık verdikçe, aklımız yettikçe bunların peşinden koşturup ülkemize, memleketimize döviz getirelim. Artık Fatma'nın, Ayşe'nin, Halim'in, Salih'in karnı doysun. Yabancılara bu kadar paralar dökmeyelim. Biz üretelim. Düne kadar hep fazla fazla ödemek zorunda kaldı ülkemizin belediyeleri, kullanıcıları. Bu vatanın bir evladı olarak, ilk çıkış noktamız insanlığa hizmet etmek. Bizim devletimiz ve firmalarımız ne kadar güçlü olursa dünyada söz sahibi olmamız, refahı tabana yaymamız ve çocuklarımıza daha güzel bir gelecek bırakacağımız inancıyla hareket ediyoruz. Arkadaşlarımız, ekibimiz de öyle. İnşallah daha büyük markalarla yarışırız. Hedefimiz sektörde dünya markası olmak."
Durmaz, tramvay ve hafif raylı metro aracında 4 ayrı modellerinin bulunduğunu, bu modellerde de çok başarılı olduklarını ifade etti.
Holding olarak makineden gelen müthiş bir mühendislik ve Ar-Ge tecrübelerinin bulunduğunu, bunun da kendileri için büyük bir avantaj olduğunu anlatan Durmaz, söz konusu Ar-Ge bölümünde 110 kişinin çalıştığını aktardı.
Yerlilik oranı yüzde 87
Durmaz, ürettikleri araçlarda yerlilik oranının yüzde 87'ye ulaştığına işaret ederek, "Hedefimiz yerlilik oranında yüzde 100'e ulaşmak. Aslında bu zaten yüzde 100 gibi de değerlendirilebilir. Kimsenin lisansı ile yapılmış bir araç değil. Bizim mühendislerimizin çizmiş oldukları araçlar. Dünyada geçerli olan bugünkü standart, normlar neyse o normlara göre üretilen araçlar. Dünya standardında. Bir terbiye, disiplin var çalışanlarımızda. Araçlarımızı dünya normlarında yapıyoruz." diye konuştu.
Tramvay ve hafif raylı metro aracı üretiminde 10 yıllık sürede elde ettikleri başarının sırrının sebat etmek, çalışmak, inanmak ve moral motivasyon olduğunu vurgulayan Durmaz, çalışmalarına aynı şekilde devam edeceklerini belirtti.
Durmaz, Polonya'daki ihaleyi kazanmalarının ardından rakiplerinin şaşkınlık yaşadığını aktardı. Durmaz, "Rakiplerimiz şaşırdılar. Yabancılar 'Aaaa' oldu. Bizim yerli dostlarımız da 'Hele şükür. Allah razı olsun. Ülkemiz bu olmalı. İthalatçı yerine ihracatçı olmalı.' dedi. Tebrik etmek için çok arayan oldu. Üst düzey devlet yetkililerimizden de tebrikler aldık." ifadelerini kullandı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
